|
kadinlar sizin için en iyisini yine biz erkekler biliriz
kadinlar... sizin için en iyisini yine biz erkekler biliriz!..
Fikri Sağlar 14/03/08
Başbakanın buyruğu!
|
|
Başbakan, kadınlara buyurdu “3 çocuk yapın!..” Bu sözlere başta eşim Serap olmak üzere çevremde bulunan ne kadar kadın varsa tepki gösterdi!.. Tepkinin herkese göre nedeni farklıydı. Ama sonuçta birleştikleri ortak nokta kadınların “yatak hayatına” da el atılmış olması!.. Bu konu her açıldığında başbakanı korudum(!). Dedim ki; “ya kadınlara 3 çocuk yapın dedikten sonra devam edip erkeklere de 3 kadın alın!..” diye buyursaydı ne yapacaktınız?!..” Yine Başbakan sizi kolluyor!
••• Şaka bir yana, mesnetsiz, salt ideolojik olarak sarf edilen bu sözler, Başbakanın bazı gerçekleri göz ardı ettiğini hayal âleminde yaşadığını gösteriyor. Oysa, bu sözler Türkiye’nin “geleceğini” yok ediyor.
••• BM raporları, dünyanın en önemli sorunu olarak “nüfus artışını” gösteriyor. Küresel ısınma felaketi ile karşı karşıya olan Dünyanın, mevcut kıt kaynakları ile 2050’de ulaşılacak nüfusu beslemesi oldukça zor!.. Bu hızla artarsa Türkiye’nin nüfusunun 2050 yılında 150 milyona ulaşacağı ve Avrupa’nın en kalabalık ülkesi olacağı da tahmin ediliyor... Bu bir.
••• Başbakanın talimatıyla “kadınların 3’er kez” doğurduklarını düşünelim!.. Türkiye, doğan çocuk ve anneleri sağlıklı bir şekilde yaşatabilecek mi?! Başbakan onlara bakacak, geleceklerini güvence altına alabilecek mi?... Zannetmiyorum!.
Yine BM verilerine göre yüz bin canlı doğumda “anne ölüm” oranları; İrlanda’da 4, İtalya, Finlandiya ve İspanya’da 5, Almanya’da 9, Polonya, Slovakya ve Yunanistan’da 10, Fransa’da 17 iken, Türkiye’de 49,2 ile Avrupa da en fazla olduğu. Ve bin canlı doğumda “bebek ölümlerinin” de 43’e ulaştığı görüyoruz!.. Hele, “5 yaş altı bebek ölüm hızlarının” İtalya’da binde 4, Yunanistan, Fransa ve Almanya’da binde 5, İrlanda’da binde 9, Letonya’da binde 13, Sırbistan-Karadağ’da binde 14, Bulgaristan’da binde 15, Romanya’da binde 20 olurken Türkiye’de bu oranın binde 37’ye ulaşması dramatik bir sonuçtur. Bu bir tesadüf değil!.. Çünkü Türkiye’de yeterli sağlık altyapısı ve sağlık hizmeti verilememekte!.. Bu da iki!. Yeni doğan bebeği de anayı da yaşatamayan bir ülkenin başbakanı kadınları daha fazla doğurmaya hangi vicdanla çağırabiliyor?!?.
••• Başbakan sadece halkımızı değil, uluslararası kuruluşları da şaşırtıyor!.. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA), “nüfus ve cinsel sağlık programlarına” uluslararası kaynak sağlayan dünyanın en büyük kuruluşu. Bugüne kadar “aile planlaması, ana ve çocuk sağlığı için” gelişmekte olan ülkelere “6 trilyon” dolarlık yardım sağlamış. Bu ülkelerin içinde Türkiye de var. Şimdi, dünyanın ve ülkesinin geleceği adına yıllardır bu kuruluştan yardım alan Türkiye, birden verdiği sözlerin ve yaptığı projelerin tersine bir yola giriyor!.. Bunu hangi sağduyu ile açıklayabilecek!.. Başbakan bu sözlerle “kadınlarımızı” aldattığı kadar “dünyayı” da aldatıyor!..
••• Nüfusumuzu artırarak dünyadaki İslam hâkimiyetini kurmayı tasarlayanlar, “cihat’a” katılacak insanların sağlık sorununu çözebilmişler mi? Onları nasıl yaşatacaklar? Düşündüler mi? Onları Allaha emanet ettikleri belli!... Dün hüzünle kutlanan Tıp Bayramı öncesi Türk Sağlık-Sen’in yaptırdığı araştırmayı ANKA haber ajansından öğrendik. Bu araştırma, Türkiye’deki sağlık sistemini gözler önüne seriyor. Bakın: Türkiye’de yaklaşık 108 bin doktor görev yapıyor. Bu doktorlardan 24 bin 43’ü uzman, 37 bin 614’ü pratisyen olmak üzere 61 bin 657 doktor Sağlık Bakanlığı’na bağlı sağlık kuruluşlarında görevli. Türkiye’de bir doktora 653 kişi düşüyor. Sağlık Bakanlığı’ndaki doktorlara ise 1149 kişi düşüyor. Türkiye’de en az doktorun görev yaptığı il; 80 doktorun hizmet verdiği Bayburt. En fazla il ise; 11 bin 743 doktorla İstanbul. Bir yılda Tunceli’de görev yapan uzman doktor sayısı 37’den 33’e düşerken, İstanbul’daki uzman doktor sayısı, 3 bin 549’dan 4 bin 540’a yükseldi. İstanbul, Ankara ve İzmir’de tüm Türkiye’deki uzman doktorların yüzde 41’i, pratisyen doktorların yüzde 39’u görev yapıyor. Sağlık Bakanlığı 2007’de, 2 bin 828’i uzman olmak üzere toplam 7 Bin 287 doktor atadı. Buna karşılık 2007’de 1561’i uzman doktor olmak üzere toplam 3 bin 16 doktor Sağlık Bakanlığı’ndaki görevinden istifa etti. 2006’da istifa edenlerin sayısı 754’ü uzman doktor, 766’sı pratisyen doktor olmak üzere toplam 1520 olmuştu. Yani bir yılda doktor istifaları 2 kat arttı. Artık hastanelerde yabancı doktorlarda görev yapmakta!..
••• Başbakan kadınlara “3 çocuk doğurun!” demesindeki nedenini “Cihat’ın yanı sıra” şöyle de açıklayabiliriz; Yeni “Sosyal Güvenlik Yasası” ile sağlıkta, “güçlü sermayenin” egemen olacağı yeni bir dönem başlatılıyor.. . Ekonominin hali belli!. Sağlık sektörünün ihtiyaç duyduğu yeni müşteriler için nüfusun artması isteniyor!.. Yani, yine “sermayeye kâr” için kadınlar kullanılıyor!..
|
Fikri Sağlar |
12/03/08 |
|
Bir günde zengin olduk!
|
|
Hep deriz ya ‘Türkiye ilginç ülke’ diye. Gerçekten öyle: Hukuku çiğneyerek olağandışı işler yapan yöneticilere; “ne zeki adam” deriz! Olmayacak işi belediyelerde yaptırmak için “rüşvet” veren bizler, “alanları” suçlayacak yerde; “ağabey yiyorlar ama işimizi de yapıyorlar” diye noktayı koyarız! “Uzanlar’ın” milleti değil de “Amerika’yı” dolandırdığını kabul eder onları alkışlarız! Yolsuzluğu açıklanan siyasi partilere inadına oy vermeye devam edebiliriz. Mesela; bavullar dolusu “örtülü ödenek” parası ile köşk alan Çiller’i tekrar siyasete döndürmek için epey uğraş vermedik mi? Bir bakan, memurlara verilen “rüşveti bahşiş” olarak kabul edebilir... Suçlu ezikliği ile devleti soyan iş adamına yaltaklanırız çünkü alışveriş sırasında “fiş-fatura” almayarak biz de usulsüzlük yaparız. Yani, namus anlayışımız bir “tuhaf”. Galiba içimizde “dürüst olmayan gizli bir bölge” var. Bu nedenle ahlaksızlık olarak kabul edilen bir hareketi, anlaşılmaz bir gariplikle kabullenebiliyoruz!
••• Fakirlik, bilgisizlik ve bilinçsizlik insanımız üzerinde “zaaflar” oluşturmuş… “Güce tapan” bir toplum olmuşuz! Uyanık siyasiler, halkı daha çok kullanmak adına her türlü “güce ulaşma” yolunu mubah sayabiliyor. AKP’nin son zamanlarda yaptığı bu! Toplumun genel karakteri “acındırmak” olunca, iktidar “sadaka politikasını” kullanmakta “mahir” hale gelmiş!
Bu politikaya son zamanlarda “çatıştırma” yöntemini de ekledi… İnsanları “karşıt” hale getirerek çelişki ortamını körüklüyor… Şimdi; Yolsuzluklardan yeterince pay alamayanları dürüstlere, emeklileri çalışanlara, işsizleri de işçilerin üzerine saldırtıyor.
••• Ekonomi sıkıntıda, küresel kriz kapıda! Çalışanlar direnişte. Haklarını arayan çalışanları “yalancılıkla” suçlayan Başbakan ise; Siyasi olmaktan öte bir “diktatör” anlayışını sergilemekte... Oysa en büyük “yalanları” hükümet atıyor…
••• Bir gece de zenginleştik. Kazancımız 2 bin dolar arttı! Daha önce cari fiyatlarla 576,3 milyar YTL olarak bilinen 2006 yılı GSMH, yeni hesaplama yöntemiyle 758,3 milyar YTL olarak belirlendi. Böylece 2006 yılında 5 bin 480 dolar olarak bilinen kişi başına ulusal gelirin yeni hesaplama yöntemiyle yaklaşık 7 bin 500 dolar olduğu açıklandı. Başka deyişle yeni hesaplama yöntemi sayesinde kişi başına ulusal gelir yüzde 36,86 oranında arttı. Bununla da kalınmadı; yılın ilk dokuz ayında yüzde 3,8 olan büyüme hızı yeni hesaplamayla yüzde 5’e çıktı. Yani hem “büyüdük” hem de bu “zenginlikten” pay aldık.
••• Bu nasıl oldu diyenlere TÜİK başkanı hesaplama yöntemini değiştirdik diyerek net bir cevap veriyor. Yani “yerseniz!” Hepsi bu kadar!
••• Sonra anladık ki; Bizi zenginleştirmenin nedeni Forbes dergisinin her yıl ilan ettiği “dünya zenginleri” listesi! Forbes dergisinin yaptığı araştırmaya göre; 2006 yılında Türkiye’deki dolar milyarderlerinin sayısı 26’ya yükselmiş... Türkiye zengin sayısıyla, dünyanın en büyük 2’nci ekonomisi olan Japonya’yı geride bırakmış... Forbes’in listesine göre; Japonya bu yıl 24 milyarder çıkarmış. Oysa Türkiye’nin 26 dolar milyarderi olmuş!
••• İşe bakın! Nüfusun yüzde 10’nun işsiz olduğu, 18 milyon emekçinin asgari ücretle çalıştığı, 13 Milyon kişinin yoksulluk sınırında bulunduğu, 1 milyon kişinin açlıkla savaştığı bir ülkede! Ve: Borç toplamının 200 milyar dolarlara ulaştığı, yurttaşlarının kredi kartlarına olan borcunun 94 milyar YTL olduğu; Çalışanını sömüren, sosyal haklarını vermeyen, emeklisi maaş kuyruğunda ölen; Hâlâ suyu, yolu, okulu ve sağlık ocağı bulunmayan yöreleri bulunan bir ülkenin 26 dolar milyarderi olması bir “çelişki” değil mi? “Nasıl kazandılar” sorusundan daha çok, “ne pahasına kazandılar” diye sormak gerekmiyor mu?
••• Gerçek şu ki; ülkeyi yabancılara pazarlayarak, emekçileri sömürerek, usulsüzlükleri ve yolsuzlukları göz ardı ederek elde edilen kazançlara karşı çıkmayalım, onları “kıskanmayalım” diye bir gecede gelirimiz artırılmış! Tayyip bey; bizi kâğıt üzerinde onları da “bu yalan dünya da” zengin yaptın ya. Sağlık olsun! |
|
 |