-----güneş batmadan yıldızlar görünmez elbet ------ gelecek günler ne alır, ne verir, bilemem bildiğim; şarkılar biten aşkların cenaze törenleridir bir şarkı söyle, göm gitsin... göm gitsin yalanları, göm gitsin yalnızlığı, göm gitsin acıları sonra da otur, yüreğin yeşerene kadar ağla bırak, başka bir yerde büyüsün o bebek belki böylesi daha iyi....
---hani, son sözünü duyduğum o sonbahar var ya------ nasıl sevdim seni biliyor musun … zamandan ve mekandan soyutlandırarak, dünden ve yarından arındırarak , saydamlığını sığdıramadığım beyazlıklarla, hiç kimsenin görmediği sığ sularımı enginliğine bağışlayarak her şeyimi sunarak ülkenin varlığına sevdim seni…. geçmişi örerken zincirlerimle , değdirmedim izlerini ; saflığının dokunulmazlığına…. gömdüm öncesini yedi kat karanlığın zindanlarına…. öldürdüm senden önceki benliğimi… yeniden doğuşun kanıtıyım şimdi …. varlığının armağanıydı uyanan gözlerim gözlerinle……. kendimden bile kıskandım paylaşamadığım senliğini… gölgene değmesin istedim ayak izlerimdeki sancılar.. … acılarımı görmemelisin, kanarken gözlerim… değmemeliydi sözlerin şiirlerime …. öksüz çocuklar gibi sarıldım sıcaklığına… ve bir gün; ağlara dolandı yollarım sokakların çıkmazlarında… kalmadı geriye benden , ne kırıklarım var topladığım darmadağın hayatımda ne de haykırışlarım duyuluyor artık sessiz çığlıklarımda…. sığ sular üşütüyor değerken soğuk bedenimi ben her gece ölüyorum sevgili, her gece bitiyorum…..
6)güneşin doğduğu da bir gerçek battığı da... kalbimin attığı da bir gerçek, günün bittiği de... ne çıkar tüm gerçekleri saysak tek tek. seni seviyorum, işte o en büyük gerçek...
7)ben seni unutmak için sevseydim, sana olan tutkunluğumu kalbime değil, güneşin çıktığı zaman kaybolan buğulu camlara yazardım..
8)bir yudum zehir olsan, biran bile düşünmeden seni içerdim, sırf seninle bir olmak ve seni içimde hissetmek için..
9)ben sana uzaktan bakmayı ben seni uzaktan sevmeyi ben sen bilmeden seni yaşamayı sevdim bitanem..
------bil ki! bir ben silemedim yüreğimden seni...
sevmek... dile kolay, kalbe ağır duygu. hatırlıyor musun ansızın çıkıp gelerek nasıl da yüreğime taht kurduğunu. ayrılıklar... hüzünler... gözyaşları... hepsi zalimce birer birer gelip yüreğimin başköşesine oturmuşlardı. hayat, simsiyah bir tüle sarılmış açılmayı bekleyen bir hediye paketi gibi önümde durmaktaydı. hüzün yüklü karabulutların hızla yüreğimi kaplamaya çalıştığı bir zamanda, inatla girdin kararmaya yüz tutmuş dünyama... kilometrelerce uzaktan, bambaşka bir şehrin, değişik havasıyla, taşıyla, toprağıyla... umutlarıyla. şiirleriyle. farklı yaşamı ve sevdalarıyla her şeyden önemlisi sevgi yüklü, sıcacık yüreğiyle geldin. karanlık bir girdabın içinde sürüklenmekteyken, tüm sevginle ve gücünle çekip çıkardın. yaşamı yeniden sevmeme, hayata yeniden bağlanmama sebep oldun. bu yüzden sevdim seni. öyle farklıydın ki, yüzyıllardır kapağının aralanmasını, içindeki gizemin keşfedilmesini bekleyen kara kaplı bir defter gibi görmekteydim seni. ben bu defterin kapağını ilk açtığımda, dokunmakta olduğum simsiyah ve sert yüzünün aksine, bembeyaz sayfalara yumuşacık bir yazıyla yazılmaya çalışılmış kocaman bir ömür gördüm. neler yoktu ki içinde, ayrılıklar, ümitsiz bekleyişler, kederler. mutluluk getiren sevinçler, gözyaşları. yarınlara gülümseyerek bakan sevmeler... daha neler... neler... kara kaplı deftere yazılmış, her bir cümle, yüreğime gemici düğümleri misali açılmamacasına, düğümlüyordu seni. günüm seninle başlıyor, gecem seninle bitiyordu... sesini duyduğum zaman yüzümdeki goncalar gül misali açılıyor, dünyam seninle dönmeye başlıyordu... yolda yürürken, otobüse binerken, yemek yerken, insanlarla konuşurken, kısacası nefes aldığım her an, konuştuğumuz her cümle, anlattığın her hikâye, okuduğun her şiir beyimde yankılanıyordu. ben sensizliği bile seninle yaşıyordum. bu yüzden seviyordum seni. hatırlar mısın? gökyüzünden aynı beyazlığın yeryüzünde iki farklı şehre yağdığı bir kış günü, gece yarısına doğru aramıştın beni... eve gidiyorum, bu soğuk havada sesin içimi ısıtsın istedim demiştin. biz birbirinden kilometrelerce uzakta, iki candık... konuşmaya başladık, konuşma uzadıkça, dışarıda olanca hızıyla yağmakta olan kara aldırmadan, sen park ettiğin arabanın içinde, ayaklarını hissetmekte zorlanana dek, bense soba yanmayan buz gibi bir odada soğuktan parmaklarım buz tutana kadar konuşmuştuk. yaşamın her hali gelip geçmişti telefon tellerinden... hiç kimse, yağan kar altında kulağıma senin gibi şiirler okumadı. hiç kimse bana senin baktığın gibi bakmadı. hiç kimse beni, senin sevdiğin gibi sevmedi. ve hiç kimse ama hiç kimse yüreğinin sıcaklığı bana senin kadar hissettiremedi. İşte, o gecede, ne dışarıda yağan kar, ne de aradaki mesafeler bana şiirler okumana, beni sevdiğini söylemene engel olamamış, o ana kadar hiç kimse beni senin kadar mutlu edememişti. sevdan bana yakıştığı için, sevdam sana yaraştığı için seviyordum seni... sana kavuşmak, seni sevmek kadar yasak ve imkânsızdı. ben sadece olabilme ihtimallerini sevdim. ben kara kaplı bir defterin, bembeyaz sayfalarını sevdim. beyaz sayfalarsa kendisine dokunan her eli. ben sana âşıktım. sense aşk`a. ben seni seviyordum. sense mevsimleri. gelen her mevsimin kendine özgü bir güzelliği vardı, bu yüzden sen, sevemedin sadece beni... sen, baharda açan her bir gül tanesini sever gibi sevdin, yeni gelen her sevgiliyi... baharla her gelen sevgili için, unutup, sildin beni... bil ki! bir ben silemedim yüreğimden seni... çünkü ben seni unutmak İçİn sevmedİm kİ...
bende kaybolanı sende bulmak güzel yetim unutulanı sende görmek güzel güzel demek yetmez muhteşem olmalıyız bakir bir yere seninle varmalıyız bir umut gözlediğim yılardır beklediğim kalbimin sahibisin sen çırpınıyor yüreğim ferman buyur ölürüm ömrümün sahibisin sen> bu ilk kalbimin vurduğu sesi dilerim bitmesin bu tutku sevgi kulak verdiğinden dökülen seslere bir söz diyemem bana versene evlenir misin benimle.... kader kıymet budur kısmet buna denir mutluluksa dileğin seninle yaşamalı yaşamakla bitmez muhteşem olmalıyız mucize bir yere seninle varmalıyız bir umut gözlediğim yılardır beklediğim kalbimin sahibisin sen.. senİ sevİyorum herseyİm. nilim----
her şey boş anlamsız şimdi gözümde bin öfke bin nefret her bir sözümde yılların çilesi belli yüzümde namkör ey sevgili bu aşkın katilisin aşkım demem ben sana sen sıradan birisin su yalan dünyamda sendin birtek gerçeğim dilimde şarkımdın sen şimdi nefretimsin….
seni sevdiğim güne lanet olsun... sana verdiğim değere yazıklar olsun...seni tutan ellerim kırılsın...seni seven kalbim dursun.. .seni gören gözlerim kör olsun... en önemlisi bu hayatta seni tanıdığım ya bu hayata lanet olsun..senden nefreeeet ediyorum...ömer
sen hİç ölümüne sevdİnmİ ondan başkasi haram dedİnmİ.kendİ kendİne ya o yada kara toprak dİye düşündünmü sabahlara kadar...İşte ben senİ öyle sevdİm bİtanem....
---------------------------ben seni öyle çok sevdimki;
tüm bedeninle, duyqularımla, yüreqimle, her şeyimle. hücrelerim çok sevdi seni. sen, olmadıqında onlar bile sustu, hareketsiz ve üzqündüler. saçlarım bile hisstti seni. sen olduqunda uçuştu hep rüzqarda, canlandı, bir saman alevi qibi uçuştu… ta ki sen qidinceye kadar.. sen olmadıqında qöz bebeqimde küçüldü, ne feri kaldı, ne renqi.. qözyaşlarım, ya onlar! onlar sensizler şimdi.. senin için akarken her damlasının hesabını soruyorlar bana.. kimse duymadan sel olup akarken yanaklarımdan hiç bitmeyecek sandıqım düşlerimle birlikte…
-----sessiz bu qece----
ve sessiz bu qecede de tüm bedenimle, yalnız ve sensiz, çaresiz ve de nefessiz… nefessiz evet nefessiz. nefessiz kalmak ne demek bilir misin sen? soluk alamamak, susmak, susarken aqlamak, kimselerin duymadıqı karanlıkta yaşamaya başlamak… yinede yaşamaya alışmak sensiz ve de çaresiz…
bu birini, özleyen bilir ancak… hani saatlerdir, qünlerdir, aylardır: “asırlardır” göremediqini özlemek…. nasıl bir duyqudur? bilen bilir, çok özledim. yüreqimi acıtan bu özlem, asıl,beynimin düşünebilen qri hücrelerinde başlıyor, sayılarınca, neredeyse sonsuz katlanarak, acımasızca “aklımı” kavurduqu yetmiyormuş qibiqeliyor bir de yüreqime, yüreqimin ta içine çöreklenip oturuyor..en çok da onu qörememek , qöremiyecek olmanın çaresizliqi… yokluqunun acısı , yokluqunun bedeli …
bu qüne kadar onu hiç qördüm mü kiben: qerçekten hiç qörmedim. yoksa qördüm mü? bekli de qördüm… bilmiyorum.. bu kadar özlemişken, qerçek nedir bilmiyorum artık…. özlem bir anda o insanı qözünüzün üstüne, yüreqinizin içine qetirip bırakır, şaşırırsınız. özlem acımıdır, talımı, belli deqil. bir yandan çok acı verir insana, ama aynı zamanda da kavuşma anlarını ve birlikte qeçirilen zamanları sihirli anlara dönüştürür. özledikçe birlikte qeçirilen zamanın deqeri artar bu zaman dünyadışı ve büyülü bir hal alır.qözünüzde özledikçe..kavuşunca hissedilen duyqu yoqunluqu artar.. İnsanın yüreqine çektikçe acıtan tırnaklarını batırır özlem, kendinizi qeri çekemezsiniz daha da çok batar içinize, ama ileriye doqruda qidemezsiniz, arada takılır kalırsınız.. öyle.. özlem İnsanın yüreqini alır, parçalara bölüp sonra tekrar birleştirir özlem…acımasızdır, can acıtır, kanatır, tütretir, aqlatır… qecenin kör saatlerinde çaresizce nefessiz bırakır…
onu çokiyi biliriz biz sevdiqindenböylesine uzaklarda olanlar.. biz biliriz qecenin kucaqında aniden uyandıqımızdayüreqimize saldıran sivri bıçaklarını, o acıyı özlem acıtır.. İşde yine o karanlık qecelerden bir tanesi. yine bilqisayarımın başındayım her zaman yaptıqım qibi, “o”na ulaşabilmek için yine hep aynı sayfaya bakyorum... onu çok özledim......... ömrüm!!!
gözlerini ilk gördüğümde, güneş nadasa bırakılmış toprağa ekiliyordu yıldızlar, gecelere bir gelin edasıyla birer birer seriliyordu "seni" yüreğime ördüğümde güneş, toprağa; gece, karanlığa; kelebekler, bahara ve ben sana sevdalıydım utangaç yanaklarına uzanıp gözlerimi pamuksu düşlere kapatmıştım sesin hoyrat meltemlerin sarıldığı deniz kadar ılıktı dokunmaya bile kıyamadığım bir yürektin sen her gece uyurken gözlerine cicekleri taşırken gözbebeklerini inciteyeceğim diye korkardım gözlerinin içine bakmaktan çekinirdim her baktığımda buz dağının güneşin karşısındaki erimesi gibi gözlerindeki umut tanelerinin de erimesinden korkardım bilirsin ellerim küçüktür benim, küçük ellerime düşleri giydirip yüreğinin resmini çizdim gökyüzüne alnındaki ince cizgileri işledim bulutların narin gözlerine oysa irin toplamış acıları soğuk kaldırımlarda dövmekte usta olan ellerim yüreğinin resimini gökyüzü tuvaline yapamayacak kadar acemiydi oysa alnındaki ince çizgileri bulutların gözlerine işlemekten aciz ve bir o kadar kabaydı gözlerini, suya; yüreğini semaya yazdımküçük ellerimle nasıl çizdim bilmiyorum ama dün gece seni " sana " yazdım... seni " sana " yazdığımda sen uyuyordun,ay ışığı saçlarına beyazları giydirmişti kangren gece, kirpiklerine yaslanıp delicesine umudu soluyordu avuç içlerinde, rüzgarla olan kavgalarını bir türlü bitiremeyen hayırsız fırtınalar sabahın geceden ayrılışını bekliyordu oysa senin olan bitenden haberin yoktu sen, gül kokulu melek`lerin omuzlarına göğsünü dayayıp sanki cenneti soluyordun yatağında mavi denizler, karakışlara gelin gitmiş baharların tozlu dudaklarını yıkıyorlardı o masum gözlerinde önünde eğilip yüreğinin soluk alışını izledim öyle duruydu ki gözlerin, öyle ılıktı ki nefesin senden habersiz her nefes alışında nice yetim kırlangıçlar sıcak iklimlere kanatlanıyordu yağmurun toprağa düşerken nabzı atmıyordu, çünkü sen uyuyordun sen hulyalarda cenneti soluyor ve huzur şehirlerini bulutların üzerinde izliyordun hiçbir sey bu güzelliği bozmamalıydı ve karanlık sırf sen uyanmayasın diye cığlıklarını yüreğine gömüp dudaklarını kanatarak yeni günün doğumuna sessizce tanıklık ediyordu... birazdan zaman; yeni doğacak sabahın, arsız karanlığın esaretinden kurtulup özgürlüğüne kavuşma çığlıklarına gebe kalacak güneş, perdelerine eğilip baharın umutlarını fısıldayacak, saçların, bir karanfil kadar güzel kokacak. ve ben bir nefes kadar yakında seni izliyor olacağım. zannetme ki yanındayım, ben, senin tarafından sevilmenin verdiği güçle yeni filizlenmiş ciceklerin dallarını kıran fırtınalara kafa tutacağım uykusunu almış ceylanları uyandırıp senin gül desenli yanaklarına salacağım ve avuç içlerinin terine kıyamadığım için rüzgarın peşine düşüp yüreğine ılık meltemleri yollayacağım ve akşam olup sen uyuduğunda ben senin yüreğine geleceğim seni seviyorum......
yuregin oylesine guzel ki onu incitmelerine izin verme. ne sicakligini yitir ne de sevgini. hayatta tek korkun unutmak olsun, seni unutana yaziklar olsun.
guller anlatsin sana olan sevgimi. guller anlatsin yalnizligimi, caresizligimi ve yavas yavas eriyen yuregimi. guller anlatsin ben anlatamadim sana olan ozlemimi
ne guzeldir denizde bir su damlasi olmak, ya da sahilde bir kum tanesi. ama en guzeli nedir bilir misin? milyonlarca insanin icinden senin sevgilin olmak!