|
Böbrek, safra kesesi veya diş taşları; bildiğimiz, belki de şikayetçi olduğumuz taşlar! Hastalık halleri de zaman zaman korkutucu olabilen, kimi tehlikeli, kimi dikkate alınması gereken, kimi de masum taşlar… Ancak vücudumuzun ürettiği taşlar sadece bunlar değil. Tükrük bezlerimizdeki taşlar da var. Biz de bu hafta safra ve böbrek taşlarını ele alıyoruz.
VKV Amerikan Hastanesi Üroloji Bölümü Uzmanı Dr. Volkan Ülker Böbrek taşlarını, yine Amerikan Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü Uzmanı Dr. Burçak Kabaoğlu safra kesesi taşlarını anlatıyor. Ben de bu hafta çocuklarda sıkça görülen karın ağrılarından bahsediyorum.
AMERİKAN HASTANESİ GENEL CERRAHİ BÖLÜMÜ UZMANI DR. BURÇAK KABAOĞLU ANLATIYOR…
Safra Kesesi Taşı’nın sessizi korkutuyor!
Her yıl 1 milyon kişinin ( ABD’ de ) safra kesesi taşı ile başı derde giriyor. 100 hastadan 80’inde belirti vermiyor. Zamanla yüzde 13’ünde belirti vermeye başlıyor. İşte o zaman bu sessiz taşların tehlikeli olmaya başladığını anlatıyor Dr. Burçak Kabaoğlu. Asemptomatik dedikleri bu taşların yüzde 5-6’sının hastayı ameliyata kadar götürdüğünü söyleyen VKV Amerikan Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Kabaoğlu, “Safra kesesindeki taş, ana safra yoluna düştüğünde safranın bağırsağa akımı engelleniyor ve geriye doğru safra birikimi oluyor. Bu; sarılığa, safra kesesi akut iltihabına, pankreas kanalının tıkanmasına neden olabiliyor. İşte o zaman bu hastaları kolestoktemi ameliyatına hazırlıyoruz” diyor.
Safra kesesi taşında klasik 5F bulgusuna dikkat çeken Dr. Kabaoğlu, bu bulguları; kilolu olmak (Fat), kadın olmak (Female), çok doğum yapmış olmak (Fertil), açık tenli olmak (Fair), 40 yaşında olmak (Fourty ) şeklinde açıklıyor ve şöyle devam ediyor: “Bu sessiz taşların her yıl ciddi komplikasyon geliştirme şansı yüzde 2. Belirtileri dikkate almak gerekiyor. Ağrı ile hastalığın ciddiyeti arasında direk ilişki kurmak çok anlamlı değil ama bulantı, kusma, gelip giden kramp şeklinde ağrı, yemekten sonra sırt ağrısı, mide yanması, ağızdan gaz çıkması, yağlı yiyecekleri tolore edememe önemli bulgular. Bu belirtiler ülserle karışabiliyor. Nasıl ayırdedilebilir? 12 parmak bağırsağındaki bir ülser de aynı belirtileri veriyor. Ameliyat kararı, mutlaka ultrasonografi ile taşın teşhisinden sonra verilmelidir.”
Safra kesesi ameliyatlarının laparoskopi yani; kansız, bıçaksız olarak tanımlanan kapalı ameliyat şeklinde yapıldığını söyleyen Dr. Kabaoğlu, hangi durumda ne yapılması gerektiğini anlatıyor: “Safra kesesinde akut iltihap durumu söz konusu ise; ateş yükselmesi, ağrı şiddetlenmesi, karnın üst kısmında çok ciddi kas spazmı görülür ki o zaman acil ameliyat gerekir. Bir grup hasta var; orak hücre anemisi olan hastalar bunlar. Belirti veya rahatsızlık vermiyor, özellikle çocuklarda. Ama bu hastalarda mutlaka taşın, safra kesesi ile birlikte alınması gerekiyor. Safra kesesinin kireçlenmesi durumunda ise, bu hastaların yarısında safra kesesi kanseri gelişme riski olduğundan takip edilmesi şart, ameliyat söz konusu olabiliyor. Safra kesesinin çalışmadığı hastalarda da safra kesesinin alınması gerekir. 2,5 cm. üzerindeki safra kesesi taşları, belirti vermese de problem çıkarmasını beklemeden alınmalıdır. Şeker hastalarının durumu da özeldir ve safra kesesinin takibi gerekir. Her ameliyatta olduğu gibi safra kesesi ameliyatlarında da risk vardır ama cerrahi anlamda deneyimli bir ekip ve teknikle komplikasyon çıkma riski sıfıra yakındır. Ameliyatsız ilaçla tedaviler geçici çözümlerdir ama ameliyatı tolore edemeyecek hastalar için taş çözücü ajanlar kullanabilir.” Belirtileri ülserle karıştırılabilen safra kesesi taşında risk faktörleri: Kadın olmak, açık tenli olmak, 40 yaşında olmak, çok doğum yapmış ve kilolu olmak.
AMERİKAN HASTANESİ ÜROLOJİ BÖLÜMÜ UZMANI DR. VOLKAN ÜLKER ANLATIYOR…
BÖBREK TAŞI NEDİR, NASIL OLUŞUR?
Böbrek, safra kesesi veya diş taşları; bildiğimiz, belki de şikayetçisi olduğumuz taşlar! Hastalık halleri de zaman zaman korkutucu olabilen, kimi tehlikeli, kimi dikkate alınması gereken, kimi de masum taşlar… Ancak vücudumuzun ürettiği taşlar sadece bunlar değil. Tükrük bezlerimizdeki taşlar da var. Hatta, inanılması çok güç ama gözlerimizde de taş oluşabiliyor. Önce vücudumuzdaki taşlara dikkat çekmek istiyoruz. Uzmanlarından dinledik ve sizler için derledik. “Masum değiliz hiç birimiz!” diyor taşlar! Okumanızı istiyor ve nelere dikkat etmeniz, ne zaman doktora başvurmanız gerektiğini hatırlatıyoruz. “TAŞLAR” dosyamızın ikinci bölümünde ise; boynumuzu süsleyen kolyemizin taşından piramitlerin yapıldığı devasa taşlara uzanan bir yolculuğa çıkarıyoruz sizi… Taşların gizemli dünyasına buyrun!
BÖBREK TAŞI BAŞA BELA
İdrarda çözülemeyen ve atılamayan kristallerin bir araya gelmesiyle oluştuğu sanılan böbrek taşları insanların en çok acı çektiği hastalıkların başında geliyor. Çok eski çağlardan beri insanların yakasını bırakmayan bu hastalığın neden oluştuğu tam olarak bilinmiyor. Ancak bir kere oluştu mu tekrar etme olasılığı var. Böbrek taşlarının, kadınlara göre erkeklerde 3 kat fazla görüldüğünü söyleyen VKV Amerikan Hastanesi’nden Üroloji Umzmanı Dr. Volkan Ülker, 20 - 40 yaş arasında daha sık rastlandığına dikkat çekiyor ve şu bilgileri veriyor: “İdrar taşlarının oluşumu konusunda değişik teoriler var. Bunlardan biri, idrardaki bir maddenin yoğunluğunun artması sonucunda birtakım kristalleşmelerin oluşması. Bu kristaller bir odak etrafında birikip kar topu gibi büyüyorlar. En geçerli teori bu! Bunun dışında böbreğin iç kısmında papilla dediğimiz oluşumun üzerinde minik bir kristalin büyüyüp taş haline gelmesiyle ilgili bir teori var. Ancak asıl kabul edileni, idrardaki belli maddelerin yoğunluğunun artarak kristalleşmesi ve bu kristallerin taş oluşturması! Aslında taş oluşumunun tam olarak sebebi bilinmiyor.” Yatalak ve yoğun bakım hastalarında, hayatında fazla hareket olmayan kişilerde taş oluşumunun daha kolay olduğunu belirten Dr. Ülker, “İdrar yolu enfeksiyonu geçiren kişilerde enfeksiyona bağlı olarak taş oluşumu daha kolay oluyor. Tüm bunların dışında bizim bilmediğimiz karanlık bir alan da var. Örneğin, yeterli miktarda su içen, ailesinde herhangi bir taş hastalığı öyküsü olmayan kişilerde de taş görülebiliyor. Kimi zaman coğrafya da etkili olabiliyor. Örneğin sıcak ülkelerde çok daha fazla görülüyor. Dünyada güney yarımkürede daha sık görülürken, ülkemizin de güney ve güneydoğu bölgelerinde daha sık rastlıyoruz” diyor. Böbrek taşı oluşan kişide 5 yıl içinde taş oluşumunun tekrarlama riski yüzde 40-50. Sürekli yatmak zorunda olan, belirgin bir metabolik problemi olan hastaların risk grubunda olduğunu hatırlatan Dr. Ülker, şöyle devam ediyor. “Böbrek taşlarının oluşumunda risk faktörleri de çok etkili. Bazen doğumsal olarak enzim bozuklukları oluyor. Mesela idrarda taş oluşumuna sebep olan bazı maddeler var. Bunların yoğunluğu arttığında taş oluşabiliyor. Bir de tam tersi, böbrekte taş oluşumunu engelleyen birtakım maddeler var. Bu maddelerin azlığı, vücudun bu maddeleri az üretmesi de böbrek taşı oluşumu riskini artırıyor. Örneğin; sitrat maddesi. Doğuştan bu maddenin oluşumu azsa bu kişilerde taş oluşumu riski artıyor. Biz de bu maddeyi vücuda dışarıdan veriyoruz.”
BÖBREK TAŞI AĞRISI BAŞKA ŞEYE BENZEMEZ
Böbrek taşının en önemli belirtisi ağrısı. İdrarda kanama da görülebiliyor ama her taş düşüren hastada kanama olmayabiliyor. Erken teşhis konusunda, “acaba taş var mı, yok mu?” diye düzenli görüntüleme yöntemi uygulanmasını risk grubunda olmayan kişilerde önermediklerini anlatan Dr. Ülker, “Biz, 40 yaşından sonra yılda bir kez doktor kontrolü tavsiye ediyoruz. Başka sebeplerle çekilen ultrasonlarda tesadüfen taşa rastlayabiliyoruz. Ya da nadiren, bazı kişilerde çok büyük bir taş oluşuyor ancak kişinin hiçbir şikayeti olmuyor. Kadınlar daha çok idrar yolu enfeksiyonu olduğu için, buna bağlı olarak böbrek taşı oluşabiliyor. 30’lu yaşlarla birlikte taş oluşma riski artıyor. Çocuklarda görülen taş probleminin altında ise sıklıkla metabolik bozukluk yatıyor ve tekrarlama riski daha fazla oluyor” diyor. Bazı hastalıkların taş oluşumunu tetiklediğini söyleyen Dr. Ülker, “Örneğin gut hastalığı. Bu hastalıkta vücuttaki ürik asidin oranı artıyor. Ürik asit idrar yoluyla atıldığından idrarda da ürik asit oranı artıyor. Bu asit kristalleşerek taş oluşumuna neden olabiliyor. O nedenle bir gut hastası taş açısından risk grubundadır. Bazı hastalıkların tedavi aşamasında taş oluşumu riski artıyor. Ciddi travma geçiren, kemoterapi tedavisi gören kişilerde, menopoz sonrası kemik erimesine karşı kalsiyum takviyesi yapılan hastalarda risk fazla. Ailesel öykü, yeterli miktarda sıvı alınmaması, hareketsizlik, sağlıksız beslenme, magnezyum, kalsiyum ve B6 vitaminlerini yeteri kadar almamak veya çok almak da böbrek taşlarının oluşumunu hızlandırıyor” diyerek şöyle devam ediyor:
“Çok fazla miktarda kakao, çikolata, siyah çay, kolalı içecekler, kahve içiliyorsa risk artar. Fazla miktarda C vitamini taş oluşumuna sebep olabilir. D vitamini de fazla oranda alındığında bağırsaklardaki kalsiyum emilimini artıracağından idrardaki kalsiyum oranı artar ve taş oluşumu riskini doğurur.”
BÖBREK TAŞI TEDAVİSİ NASIL GERÇEKLEŞİYOR?
Taşın bulunduğu yere ve yarattığı probleme göre değişiyor. Eğer taş böbreğin içinde problem yaratmayacak bir yerdeyse ilk olarak yalnızca izlediklerini söyleyen Dr. Ülker, tedavi yöntemlerini anlatıyor: “Hafif ağrı yapan taşlar kırılabilir. Bugün, böbreğin içindeki taşları ameliyatsız olarak şok dalgalarıyla kırabiliyoruz. Ancak bazı cins taşlar çok sert ya da çok büyük olabiliyor. Böylesi durumlarda taş kırma tedavisi yeterli olmuyor. Taşın cinsine, kimyasal yapısına göre ilaçlarla da ufaltmak mümkün olabiliyor. Ancak bu tedavi için taşın cinsini ve altta yatan metabolik sorunu bilmemiz gerekiyor. Bazen de dışarıdan verilen birtakım maddelerle idrardaki asit oranını düzelterek oluşan taşı ufaltabiliyor, yok edebiliyoruz. Üreter denilen idrar kanalındaki 5 mm ve altındaki taşların kendiliğinden düşme şansı yüksek Ancak 5-6 milimetreden büyük taşlar kendiliğinden düşme şansı daha az ve endoskopik cerrahi ile tedavi gerekebiliyor. Cerrahi tedavide, çoğu zaman kapalı ameliyatlar yapılıyor. Endoskopik cerrahi dediğimiz bu ameliyatlarda, ya idrar yolundan optik bir aletle girilerek taş kırılıyor veya çıkartılıyor ya da ciltten böbreğin içine girilip taş kırılarak dışarı çıkarılıyor. Taş düşürmek çok acı verir. Migren ağrısıyla birlikte en şiddetli ağrılardan sayılabilir. Bu yüzden, böyle bir durumda önce ilaçla ağrıyı kesiyor, sonra tedaviye başlıyoruz.”
Taş oluşumunun önlenmesi için; günde en az 1,5 litre olmak üzere bol su içmek öneriliyor.
Çay, kahve, kolalı içecekler, süt ve süt ürünlerinin ise aşırı miktarlarda tüketilmemesi gerekiyor.
ÇOCUKLARDA KARIN AĞRISI
Karın ağrısı çocuklarda oldukça yaygın bir sorundur. Ancak karın ağrısı bir hastalık olmaktan çok, bir çok farklı hastalığın bir belirtisidir. Bazen apandisit, karında kitle gibi ciddi hastalıkların belirtisiyken, bazen de geçici bir gaz sancısı olabilir. Bu nedenle karın ağrısı önemsenmeli ve nedeni açıklığa kavuşturulmalıdır.
KARIN AĞRISINA NEDEN OLAN DURUMLAR NELERDİR?
• İshal • Kabızlık • Gastrit • Barsak parazitleri • Apandisit • Fıtık • Bağırsak düğümlenmesi • İdrar yolu enfeksiyonu • Böbrek hastalıkları • Bazı ateşli hastalıklar • Üst solunum yolu enfeksiyonları • Karın içinde kitle • Stres
Gibi pek çok nedenle karın ağrısı oluşabilir. Nedenin saptanmasında ateş, ishal, idrar yaparken yanma, kusma gibi eşlik eden bulgular da önemlidir. Karın ağrılarında en önemli şey nedenin saptanarak tedavi edilmesidir.
KARIN AĞRISI EVDE TEDAVİ EDİLEBİLİR Mİ?
Karın ağrılarında nedeni saptanana kadar ağrı kesici verilmemelidir. Ağrı kesici verilmesi muayene bulgularını maskeleyerek tanı konulmasını geciktirebilir. Örneğin apandisit durumunda ağrıyı azaltarak doktora gidişi geciktirebilir, apandisitin patlamasına neden olabiliriz. Bu durum tedaviyi zorlaştırabilir, hatta ölümlere bile neden olabilmektedir.
NELER YAPILMALI?
Çocuğunuz karın ağrısından yakınıyor ve bu durum kendiliğinden geçmiyorsa, ağrı kesici vermeden doktora götürmelisiniz. Doktorunuz birlikte olabilecek ateş, kusma, ishal, kabızlık gibi belirtileri sorgulayacak, muayene bulgularıyla birlikte gerekli görürse bazı testler isteyecektir. Bunlar genellikle kan sayımı, idrar tahlili, dışkı tahlili ve bazı durumlarda karın ultrasonunu içerir.
NASIL TEDAVİ EDİLİR?
Tedavi yapılan muayene ve tetkikler sonucunda saptanan nedene yönelik olmalıdır. İshale bağlı bir karın ağrısı varsa, bunun bakteri veya virüse bağlı olup olmadığına bakılarak antibiyotik tedavisi veya sadece sıvı tedavisi başlanır. Neden saptandıktan sonra ağrı kesiciler verilebilir. Apandisit, barsak düğümlenmesi fıtık gibi cerrahi nedenler düşünülüyorsa zaman kaybetmeden, çocuk cerrahisi uzmanından konsültasyon istenerek gerekiyorsa ameliyata alınmalıdır. Kabızlığa bağlı karın ağrılarında doktorunuz dışkıyı yumuşatıcı bir takım ilaçlar verebilir. Parazit saptandıysa bunlara yönelik tedavi uygulanmalıdır. İdrar yolu enfeksiyonlarında idrar tahlili ve kültür yapılarak etken saptanmalı, buna yönelik antibiyotik tedavisi başlanmalıdır. Kronik karın ağrılarında çocuk gastroenterolji uzmanından konsültasyon istenebilir. Bazen hiçbir fiziksel neden yokken, strese bağlı karın ağrıları görülebilir. Bu tür ağrılar genellikle okulla ve sınav kaysıyla ilişkili olabilir. Bu durumlarda bir pedagog dan yardım almak gerekebilir |