ANASAYFA | OYUNLAR | YEMEK TARIFLERI | Magazin Haberleri | FIKRALAR | BIYOGRAFILER | HIKAYELER ||

ARA :    |   Sağlık Rehberi  Sağlık Bilgisi Ekle Sağlık Bilgisi Ekle

Sıralama :  A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z -


Glokom (göz tansiyonu) ve fast-food beslenmenin zararları - Sağlık rehberi Sağlık Bilgisi
Glokom (göz tansiyonu) ve fast-food beslenmenin zararları


 

Bu hafta VKV Amerikan Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği Şefi Doç. Dr Osman Oram tarafından hazırlanan ‘Glokom (göz tansiyonu)’ ile ilgili bilgileri aktarıyoruz.  Yine Amerikan Hastanesi’nden Diyetisyen Ayça Ilıca obezitenin en önemli nedenlerinden biri olan fast-food tüketimini ve zararlarını anlatıyor. Ben de televizyon izlemenin çocuklar üzerindeki olumlu ve olumsuz etkilerinden bahsediyorum.

VKV AMERİKAN HASTANESİ OFTALMOLOJİ BÖLÜM ŞEFİ DOÇ.DR. OSMAN ORAM ANLATIYOR

SİNSİ SEYREDEN GLOKOM (GÖZ TANSİYONU) GÖRME KAYBINA NEDEN OLABİLİR

Yaygın bir göz hastalığı olan glokom, halk arasında göz tansiyonu olarak bilinmektedir. Göz içindeki sıvı basıncının, görmeyi sağlayan göz siniri hücrelerine zarar verebilecek düzeyde yükselmesi nedeniyle ortaya çıkan glokom; tedavi edilmediği takdirde total görme kaybına yol açmaktadır.

Tüm dünyada karşılaşılan en sık kalıcı görme kaybı nedeni glokom, 40 yaşın üzerindeki her 40 kişiden 1’inde görülmektedir. Glokom, hastalığın ortaya çıktığı her 20 kişiden 1’inin her iki gözünde kalıcı görme kaybına, yani “total körlüğe” neden olmaktadır.

                                      

GLOKOM NASIL OLUŞUR?

Gözdeki oluşumların beslenmesi için göz içerisinde bir sıvı bulunur. Bu sıvı, sürekli olarak bazı kanallar vasıtası ile dışarı atılır. Göz içi sıvısını dışarı boşaltan kanalların yapısal olarak tıkanması nedeniyle glokom ortaya çıkar.

Kanalların tıkanmış olması nedeniyle göz içi sıvısı yeterli derecede dışarı atılamayacağı için göz içerisindeki basınç yükselir. Yükselen bu basınç da görmeyi sağlayan göz siniri hücrelerine zarar verir. Hasar gören hücrelerin yavaş yavaş ölmeye başlaması ile çevreden merkeze doğru görme kaybı ortaya çıkar. Hücrelerin tümü öldüğü zaman da kalıcı total görme kaybı oluşur.

Glokomun en önemli özelliği, hiçbir belirti vermeden yavaş yavaş çevreden merkeze doğru görme kaybına neden olmasıdır. Çoğu hastada belirgin bir görme kaybı yaratıncaya kadar hastalığın varlığı anlaşılamaz. Bugün, dünyadaki en ileri ülkelerde bile glokom hastalarının yarısından çoğu, hastalığın varlığından habersiz olarak yaşamaktadır.

Erken dönemde fark edilebilecek bazı belirtiler:
• Baş ağrısı
• Çevredeki bazı bölgeleri görememe
• Göz önünde renkli ışık haleleri görme

GLOKOM KİMLERDE DAHA SIK GÖRÜLÜR

Glokom herkeste ve her yaşta görülebilmekle beraber; bazı kişilerde hastalık riski daha yüksektir.

Bu kişiler:
• 40 yaşın üzerindekiler
• Şeker, yüksek tansiyon ve miyopi ile damar hastalığı olanlar
• Ailesinde glokom öyküsü bulunanlar

Özellikle ailesinde glokom öyküsü bulunan kişiler, diğer kişilere göre 8 kat daha fazla risk altındadır.

GLOKOM TEDAVİSİNDE KONTROL VE ERKEN TANININ ÖNEMİ

Günümüzde herkesin 40 yaşına kadar en az 3 yılda bir, 40 yaşından sonra ise en az 2 yılda bir glokom kontrolünden geçmesi önerilmektedir. Hastalık riskini taşıyanların -ailesinde göz tansiyonu öyküsü olan; şeker, yüksek tansiyon ve miyopi ile damar hastalığı bulunanların- ise yılda bir kez düzenli olarak kontrolden geçmesi tavsiye edilmektedir.

Hastalık, herhangi bir belirti vermediği ve oluşan görme kaybı geri döndürülemediği için glokomda erken tanı çok önemlidir. Hastalık ne kadar erken tespit edilirse, görme kaybı da o derece az olur.

GLOKOM TANISI NASIL KONULUR?

Glokom tanısının konulmasında uzman bir göz hekimi tarafından yapılan detaylı göz muayenesi çok önemlidir. Bu muayenede görme keskinliğinin belirlenmesi ve rutin göz kontrollerinin yapılmasının yanı sıra göz içi basıncının yani göz tansiyonunun ölçümü de değerlendirilmektedir. Glokoma neden olan göz içi sıvısının dışa boşaldığı kanalların yer aldığı bölge ile göz siniri hücrelerinin kontrol edilmesi de büyük önem taşımaktadır.

Göz tansiyonu 21 mm Hg’ya kadar normal kabul edilmekle birlikte; 21 mm Hg üzerindeki değerler, yüksek olarak kabul edilmektedir. Glokom tanısı için göz tansiyonu tek kriter olmayıp; göz tansiyonu normal değerlerde olmakla beraber, göz siniri hassas olan kişilerde de glokom hastalığı görülebilmektedir.

Göz tansiyonunun normal ya da normalden yüksek değerler taşıması halinde ve göz sinirinin hasar gördüğünden şüphelenildiği olgularda; bilgisayarlı görme alanı ve göz siniri analiz yöntemleri ile taramalar gerçekleştirilmektedir. Bu tetkikler, göz siniri hasarı varlığı ile derecesinin belirlenmesi ve ayrıca zaman içindeki değişimin saptanması açısından önemlidir.

GLOKOM TEDAVİSİ

Glokom tedavisinde amaç; göz tansiyonunu düşürerek, göz siniri hasarını durdurmak ve görme kaybının ilerlemesini engellemektir. Bu amaçla uygulanabilecek yöntemler; ilaç tedavisi, lazer tedavisi ve cerrahi tedavi olarak üçe ayrılmaktadır.

Günümüzde genellikle tanı sonrası seçilen ilk yöntem ilaç tedavisi olmakta; ilaç tedavisine yeterli derecede yanıt vermeyen hastalarda lazer veya cerrahi tedavi yöntemleri uygulanmaktadır. Ancak özellikle geç dönemde tanı konulan ya da sürekli ilaç tedavisinin uygun olmadığı olgularda doğrudan lazer ya da cerrahi yöntemler de kullanılmaktadır.

İlaç tedavisinde son yıllarda önemli gelişmeler sağlanmış ve yeni ilaçlar, tedavinin başarısını büyük ölçüde artırmıştır. İlaç tedavisinde önemli olan, hastanın ilaçları sürekli ve düzenli olarak kullanmasıdır. İlaç kullanılamayan veya ilaç tedavisi ile yanıt alınamayan vakalarda kullanılan cerrahi yöntemlerin de başarı oranları giderek artmaktadır.

VEHBİ KOÇ VAKFI AMERİKAN HASTANESİ’NDEN DİYETİSYEN AYÇA ILICA ANLATIYOR

FAST-FOOD TÜKETİMİ VE OBEZİTE

Obezite şüphesiz çağımızın en önemli birkaç hastalığından bir tanesi. Özellikle ABD’deki veriler, aşırı şişmanlık olarak tanımlanan obezitenin son yıllarda çocuklarda, hatta bebeklerde bir salgın halinde yayıldığını işaret ediyor

Çocuklarda obezite metabolik problemlere bağlı olarak tip 2 diyabet, yüksek tansiyon, kalp damar hastalıkları, yağlı karaciğer hastalığı, safra taşları, polikistik over sendromu ve damarlarda pıhtı riskini artıyor. Anatomik sorunlarda ise uyku problemleri, ortopedik problemler, reflüler, başağrıları artıyor. İdrar kaçırma, psikolojik problemler, blumia gibi yeme bozuklukları, omurga sorunları obezite sonucu daha sık görülüyor.

Gençler ve çocuklarda görülen obezitenin temelinde düzensiz öğünler ve hatalı atıştırmalar yatıyor. Sabah ve öğle yemekleri günün en önemli öğünleri olmalarına rağmen, en sık atlanılan öğünlerdir. Çok önemli olan ara öğünlerde sağlıklı ürünlerin yerini sağlıksız atıştırmaların alması, gerek içerikleri gerekse pişirilmeleri sırasında gördükleri işlemlerden dolayı doğallıklarını yitiren gıdaların tüketilmesi çocuklar arasında hızla yayılmaktadır. Tuzlu ya da şekerli cipsler, gofretler, bisküviler, fast-food ürünler, şeker ve meyve aroması ile oluşturulmuş meşrubatlar, gazlı kolalı içecekler ve kafein yüklü ürünlerin tüketimi gün geçtikçe artmaktadır. Toplam kalorilerinin yüzde 50’sinden fazlası yağlardan gelen, vitamin ve mineral yonunden fakir olan, demir, kalsiyum, folik asit, riboflavin, A ve C vitamininden yoksun olan bu ürünler çocukların sağlığını ciddi halde tehlikeye sokmaktadır.
Gelişme çağındaki çocukların hızlanan kas, kemik ve hormonal gelişimlerini karşılayacakları besinlerin; günlük olarak alınması gereken enerjiye uygun olarak karbonhidrat, protein ve yağ içerikleri dengeli, vitamin ve mineral yönünden yeterli, taze ve doğru pişirme -saklama yöntemleri kullanılmış gıdalardan sağlanması çok önemli
Ailelerin merak ettiği konulardan bir tanesi de çocukların sürekli tükettikleri gıdaların içerisinde bulunan  gıda katkı maddelerinin ne anlama geldiği ve ne olduklarıdır.
Gıda katkı maddeleri, tek başına gıda olarak tüketilmeyen, gıda ham veya yardımcı maddesi olarak kullanılmayan, tek başına besleyici değeri olan veya olmayan, seçilen teknoloji gereği kullanılan işlem veya imalat sırasında kalıntı ve türevleri mamul maddede bulunabilen, gıdanın üretilmesi, tasnifi, işlenmesi, hazırlanması, ambalajlanması, taşınması ve depolanması sırasında gıda maddesinin koku, tat, görünüş, yapı ve diğer niteliklerini korumak, düzeltmek veya istenmeyen değişikliklere engel olmak ve düzeltmek amacıyla kullanılmasına izin verilen maddelerdir.
Bir çok gıdanın ambalajında yazılı olan E ibaresi ise, gıda katkı maddelerini tanımlamak ve herhangi bir karışıklığa yol açmamak için kullanılan Avrupa Birliği’nin (EC) simgesi olarak E harfi ve üç rakamlı sayıdan ibaret kodlardır. Kodlar, Avrupa Birliği tarafından her katkı maddesi için belirlenir. Doğal veya sentetik gıda maddelerinde kullanılan ve katkı maddesi olarak tanımlanan tüm kimyasallar bu kodlama sisteminin içindedir.
Gıda katkı maddeleri işlevlerine göre şu şekilde sınıflanabilir: koruyucular, tatlandırıcılar, antioksidanlar, renklendiriciler, kekleşmeyi önleyiciler, stabilizerler, emülgatörler, taşıyıcılar, taşıyıcı solventler, asitler, asitliği düzenleyiciler, aroma artırıcılar, emülsifiye edici tuzlar, hacim artırıcılar, itici gazlar, jelleştiriciler, kabartıcılar, kıvam artırıcılar, köpük oluşturucular, köpüklenmeyi önleyiciler, metal bağlayıcılar, modifiye nişastalar, nem tutucular, paketleme gazları, parlatıcılar, sertleştiriciler, stabilizörler, taşıyıcılar, topaklanmayı önleyiciler, un işlem maddeleri.

Gıda katkı maddelerinin kullanım nedenleri çok fazladır;
• Gıdanın besleyici değerini korumak için kullanılabilirler.
• Özgün diyet ihtiyaçları olan insanlar için özel bir gıda üretiminde kullanılabilirler
• Gıdanın dayanıklılığını artırmak için kullanılırlar, böylece gıda maddeleri daha uzun bir raf ömrüne sahip olurlar.
• Gıdanın dokusal özelliklerini geliştirmek için kullanılabilirler.
• Gıdanın lezzetini ve rengini çekici hale getirebilir veya koruyabilirler.
• Yağın acılaşması gibi reaksiyonları önleyerek lezzet kayıplarını önlerler ve besin öğelerini korurlar.
• Gıdanın işlenmesi sırasında çoğu zaman teknolojik gereklilik olarak kullanılırlar.
• Gıdada hastalık yapıcı mikroorganizmaların gelişmelerini önlerler.
• Gıda çeşitliliği sağlarlar.

Çocuklar daha düşük vücut ağırlığına sahip ve aynı zamanda daha yüksek enerji ve gıda ihtiyacına sahiplerdir. Katkı maddeleri herhangi bir gıdaya eklenmeden önce yapılan hesaplamalarda vücut ağırlığının esas alındığı düşünülürse, aşağıdaki olasılıklar tartışılabilir:

• Gıda maddelerinin katkı maddesi içermesi durumunda bunların alımı da yüksek olabilir
• Bazen çocuklar belirli gıda maddelerini çok tüketirler
• Aslında enerji ihtiyaçlarından daha fazla miktarda katkı maddesi alabilirler.
O halde anne ve babaların çocuklarının diyetinde katkı maddesi olan gıda maddelerini aşırı miktarda tüketmemelerini sağlamaları önemlidir.

TELEVİZYONUN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Aile çocuğun hayatında en önemli etkiye sahiptir, ancak televizyon da neredeyse aile kadar etkilidir. Televizyon bir çok şey öğretmektedir. Ancak televizyonun öğrettikleri sizin çocuğunuza öğretmek istediklerinizle aynı olmayabilir. Programlar ve reklamlar sıklıkla şiddet, alkol kullanımı ve seks öğeleri içermektedir. Çalışmalar TV izlemenin agresif davranışlara, vücut algısındaki değişikliklere alkol ve uyuşturucu kullanımında artışa neden olabildiği gösterilmiştir. Bilinçli bir şekilde çocuğumuzu yönlendirir, TV izlemesini sınırlandırabilirsek TV nin zararlı etkilerini azaltıp, çocuk için daha eğlenceli ve öğretici olmasını sağlayabiliriz.

TELEVİZYON KARŞISINDA GEÇİRİLEN ZAMAN

Çocuklar neredeyse her gün yaklaşık 4 saat TV izlemektedirler. Ayrıca film veya oyun CDleri koymak sadece TV karşısında geçirilen zamanı arttırır. Video ve oyunlar çocuğu meşgul etmek için işe yarayabilir, ancak çocuğun oyun oynayarak, okuyarak, arkadaşlarıyla ve aile üyeleriyle zaman geçirmesi daha sağlıklıdır.

TV SEYREDEN ÇOCUKLAR DAHA KİLOLU OLUYORLAR

Çalışmalarda uzun süre TV izleyen çocuklarda daha fazla kilo sorunu olduğu gösterilmiştir. Oynayarak, egzersiz yaparak koşarak geçirecekleri zamanı TV karşısında geçirmektedirler. Ayrıca TV karşısında bir şeyler yemekte aynı zamanda reklamlarda şeker çikolata gibi sağlıksız yiyecekleri görmektedirler.

KALİTELİ FİLMLER ÖĞRENMEYİ ETKİLER

Televizyon çocukların öğrenmelerini etkiler. Kaliteli şiddet içermeyen çocuk programları öğrenmeyi olumlu etkiler. Çalışmalarda bu tür programları izleyen okul öncesi çocukların matematikte daha başarılı oldukları gösterilmiştir. Dikkatli kullanıldığında Televizyon çocuğun eğitiminde etkili bir araç olabilir.

Büyük çocuklar için de kaliteli programlar faydalı olabilir. Ancak daha küçükler için durum biraz farklıdır. Yaşamın ilk iki yılı büyüme ve beyin gelişimi için çok önemlidir. Özellikle bu dönemde çocukların dil gelişimi ve sosyal gelişim için diğer çocuklarla ve ebeveynlerle vakit geçirmeye ihtiyaçları vardır. Konuşmayı öğrenmek ve diğer çocuklarla oynamak televizyon izlemekten çok daha önemli ve yararlıdır. Bu nedenle 2 yaş altı çocukların TV izlemesi önerilmemektedir.



   

     
Arkadaşınıza gönderin

   
 

Ekleyen : Alim Ömer ABUL
Okunma Sayısı : 1022
Eklenme Tarihi : 27 Temmuz 2007, Cuma

SONRAKI SAYFA

: Sağlıklı Ramazan sofraları nasıl olmalı?   
Forum Linki:
HTML Link:
Direkt Link:

Mause ile tıklayın ve Ctrl + C ile kopyalayın


 
ONLINE KULLANICI : 8 | 0,11 saniye Sayfa Yüklenme
Copyright © E-hadi.NET by: Bahar YILMAZ & Alim Ömer ABUL, 2006.
Hosting Hizmetleri