|
Bu hafta çocuklar için daha da önemli bir sorun olan uçakta kulak ağrılarından ve alınabilecek önlemlerden bahsediyorum. Bu önerilerle bazı basit önlemler alarak çocuğunuzla bir sonraki uçak yolculuğunuzu daha rahat geçirebilirsiniz. VKV İtalyan Hastanesi Başhekimi Dr. Bülent Neymen de eski çağlardan beri tedavide kullanılan suyun tıpta günümüzdeki kullanımını ‘Hidroterapi’yi anlatıyor.VKV Amerikan Hastanesi’nden Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Tan Ergin de ülkemizde son 15 yıldır uygulanmakta olan endoskopik cerrahinin Kulak Burun Boğaz alanında kullanımı hakkında bilgi veriyor.
UÇAK YOLCULUĞU VE KULAK AĞRISI
Çoğumuz uçakla yolculuk yaparken kulaklarımızda basınç hissederiz. Özellikle çocuklar için bu his daha rahatsız edici ve korkutucu olabilir. Bu nedenle çocuklarınızı bunun uçuşun bir parçası olduğu konusunda önceden uyarmalısınız. Bu rahatsızlık hissi, genellikle kulak zarının arkasındaki hava boşluğu (orta kulak) ve dış hava basıncı arasındaki farktan kaynaklanır. Normalde orta kulak ve boğaz arasındaki östaki borusu dış basınçla orta kulak içindeki basıncı eşitlemeye yarar. Çocuklarda göreceli olarak daha dar olan östaki borusu, özellikle de üst solunum yolu enfeksiyonları, orta kulak enfeksiyonu veya büyümüş geniz eti durumlarında yeterli fonksiyon göremeyebilir. Uçak yolculuklarında, deniz altına dalışlarda, dağa tırmanırken, hatta asansörde inip çıkarken, yükseldikçe hava basıncı düşer, alçaldıkça artar. Kulak zarının dışındaki basınç ve orta kulaktaki hava basıncı eşit değilse, kulak zarı bir tarafa doğru itilir ve ağrı meydana gelir. Bu da bebeklerin uçuşun son birkaç dakikasında neden daha çok ağladıklarını açıklar. Bu ağrı geçicidir ve birkaç dakika içinde östaki borusunun açılması ve kulak zarının iki tarafındaki basıncın eşitlenmesiyle sona erer. Çocuğunuz kulak enfeksiyonu geçiriyorsa doktorunuz uçuşu ertelemenizi önerebilir. Eğer kulakta sıvı toplanması gibi nedenlerle kulak tüpü takıldıysa basınç eşitlenmesi daha kolay olacaktır.
UÇAKTA KULAK AĞRISINI AZALTMAK İÇİN ÖNLEMLER
• Çocuğunuzun uçuş boyunca su başta olmak üzere bol sıvı almasını sağlayın. Bu hem yutma hareketiyle östaki borusunun açılmasını sağlayacak, hem de kuru olan kabin havasının burun salgısını koyulaştırmasını ve böylece östaki borusunu tıkamasını önleyecektir. • Çocuğunuzun uçak yolculukları sırasında ağrı çektiğini biliyorsanız, kalkıştan ve inişten 30 dakika önce parasetamol, ibuprufen gibi ağrı kesiciler verebilirsiniz. • 3 yaştan büyük çocukların sakız çiğnemesi veya lolipop emmesi işe yarayabilir. • Eğer yapabiliyorsa esnemesini önerebilirsiniz. • Emzik verebilir, emzirebilir veya biberonla mama verebilirsiniz. • Kalkıştan ve inişten önce dekonjestan burun spreyi uygulayabilirsiniz. • İnişte ve kalkışta uyanık olmasını sağlamalısınız. Çünkü uyurken yutma hareketleri daha az yapılır.
Bazen uçak yolculuğu sonrasında kulak ağrısı birkaç saate kadar uzayabilir. Daha uzun sürerse doktorunuzu aramalısınız.
Kaynak: www.kidshealth.org
KULAK BURUN BOĞAZ ALANINDA ENDOSKOPİK CERRAHİ
VKV AMERİKAN HASTANESİ KULAK BURUN BOĞAZ BÖLÜMÜ’NDEN DR.TAN ERGİN ANLATIYOR…
Kulak-Burun-Boğaz hekimliğinde endoskopların operasyonlarda kullanılmaya başlanması 1970’li yılların ortalarına dayanmaktadır. Her gelişme de olduğu gibi başlangıçta şüpheyle karşılaşılan tekniğin Kuzey Amerika’da kabul görmesiyle popülaritesi artmış ve hızla yayılmaya başlamıştır. Son 15 senedir Türkiye’de de KBB hekimleri endoskopları hem rutin muayenelerinde hem de operasyonlarında kullanmaktadırlar.
Burun delikleri içinin ışıklı kamera sistemiyle görüntülenmesi olarak tariflenebilecek olan endoskopik yöntem KBB hekimliği açısından bir devrim niteliğindedir. Endoskoplar hastanın muayenesinde daha önceki muayene teknikleriyle sağlıklı olarak görülemeyen bölgelerin incelenmesine olanak tanıyarak hastalığın teşhisinde kolaylık sağlamıştır. Ayrıca daha önceleri gözden kaçabilecek erken dönem burun ve sinüs tümörlerine tanı konulabilmesini sağlamıştır. Ancak asıl yarar endoskopların cerrahi de kullanılmasıyla görülmeye başlanmıştır. Sinüs enfeksiyonlarının (sinüzit) cerrahi tedavisinde endoskopik yaklaşımı artık standart operasyon olarak kabul etmekteyiz. Yıllar içinde cerrahların tecrübelerini artırmalarıyla birlikte sadece yanak ve göz kenarlarındaki değil alın ve kafa tabanında bulunan sinüzitlere de güvenle yaklaşım mümkün olmuştur.Tüm sinüs bölgelerinin cerrahi olarak kontrol altına alınmasıyla birlikte enfeksiyöz hastalıklar dışındaki bazı hastalıkların tedavisinde de endoskopinin kullanılması gündeme gelmiştir; bunlar arasında burun etlerinin küçültülmesini, gözyaşı kesesi operasyonlarını, beyin-omurilik sıvısı kaçağı tamirini ve burun-sinüs tümörlerinin tedavisini saymak mümkündür. Endoskoplar bize daha önceki tedavi yöntemlerinden farklı bir olanak sunmaktadırlar: Hastalığı ve sınırlarını yakından görebilmek. Bu özellik hastalığın sağlam dokulara zarar vermeden uzaklaştırılmasına olanak tanımaktadır.
Bu tür operasyonlarda sadece burun deliği içerisinden çalışıldığı için yüz bölgesinde bir kesi izi bulunmaz. Endoskopik ameliyat geçiren hastaların ameliyattan sonraki geceyi hastanede geçirmelerini önermekteyiz. Ancak operasyon sonrası kendilerini iyi hisseden hastaların evlerine gitmelerinde de sakınca bulunmamaktadır. Ameliyat sonrasında, sıkıntı yaratacak derecede ağrı olmaz, genellikle en hafif ağrı kesicilerle kontrol altına alınabilen sızıları olur. Ameliyat bölgesinin tam olarak iyileşmesi 6 haftaya kadar sürebilir. Hastalar, ameliyatın türüne göre değişmek üzere, 3-10 gün içinde günlük aktivitelerine dönebilir ve çalışabilirler. Ancak, tam iyileşme bitene kadar, hekimin belirleyeceği aralıklarla kontrol edilmeleri gerekir.
Yukarıda endoskopik yapılan burun ve sinüs operasyonları hakkında genel bir bilgi verdikten sonra hastalıklar açısından biraz daha geniş olarak incelemek yerinde olacaktır. Endoskopik cerrahiyi en sık sinüzitlerin tedavisinde kullanmaktayız. Artık sinüzit tedavisinde endoskopik yöntem standart olarak kabul edilmekte ve basit tabir edilebilecek formlarında başarı şansının %85 civarında olduğu kabul edilmektedir. Daha önce sinüs ameliyatı geçirmiş olup tekrar ameliyat gereken, allerjik burun nezlesi olan, normalde bulunmayan burun etlerinin ortaya çıktığı (polip) hastalarda başarı şansı daha azdır. Ameliyatla normal hale getirdiğimiz sinüslerin tekrar hastalanma olasılığı da vardır; sinüzit operasyonu olan hastaların doktorlarının önereceği sıklıkta kontrole gitmeleri sinüzitin tekrar oluşmasını engelleyecektir. Her hastalıkta olduğu gibi, sinüzitin tedavisinde de başarı erken teşhise bağlıdır.
Endoskopları kullandığımız bir başka hastalık grubu konka hipertrofisi olarak adlandırdığımız burun etlerinde büyümedir. Her insanda bulunan burun etlerinin (konka) alerji, enfeksiyon veya burun damlalarını uzun süreli kullanmak sonucunda büyümesi, burun tıkanıklığına yol açmaktadır. İlaçlarla tedavi edilemeyen büyümelerde cerrahi tedavi gündeme geldiğinde endoskopik yöntemlerle daha kontrollü olarak bu büyüyen etleri küçültmekteyiz.
Endoskopları cerrahide kullandıkça elde edilen tecrübe ve cerrahi alana hakim olunması başka hastalıklarda da bu yöntemi kullanabileceğimiz fikrini geliştirdi. Burun ve sinüslerin komşuluğunda bulunan göz gibi organların da bazı hastalıklarında artık endoskoplardan faydalanıyoruz. Örnek vermek gerekirse eskiden burun dışına bir kesi ile gerçekleştirilen gözyaşı kesesi tıkanıklığının açılması operasyonunu endoskoplar vasıtası ile burun içinden gerçekleştirmekteyiz. Yine hipofiz adenomu gibi spesifik bazı beyin tümörlerine burun içinden endoskoplarla ulaşarak ameliyatı gerçekleştirebiliyoruz. Tabi bu tür hastalıkların tedavisini göz hastalıkları uzmanı ve beyin cerrahları ile beraber bir ekip olarak üstleniyoruz.
Geçen son on yıl içerisinde endoskopik cerrahilerin spekturumu oldukça genişlemiştir. Artık burun ve sinüs tümörlerinde bile gittikçe artan sayıda endoskopik yaklaşıma başvurmaktayız. Sıklıkla iyi huylu burun-sinüs tümörlerine uygulamakla birlikte uygun olan kötü huylu tümörlerde ve kanser hastalarında da endoskopinin avantajlarından faydalanmaktayız. Kötü huylu tümörlere yaklaşımda henüz az sayıda hasta hakkında genel bir yorum yapmak için ise sonuçlar henüz yetersizdir. Ancak seçilmiş hastalarda bu tedavi metodu görüntülemedeki başarısı nedeniyle tümörün temizlendiğinden emin olmamızı sağlamakta ayrıca yüzde bir kesi olmadığından hastada kozmetik bir sorun yaratmamaktadır. Tabi kanser hastalığının doğası gereği bir çok olasılığın değerlendirilmesi gereklidir ve işin şansa bırakılmaması esastır. Dolayısıyla son derece dikkatli davranarak zaman zaman sadece endoskopik yaklaşımı zaman zaman da açık cerrahi yöntemle endoskopiyi kombine ederek hastanın operasyonunu gerçekleştiriyoruz.
Her ameliyatın olduğu gibi, endoskopik ameliyatların da bazı riskleri vardır. Sinüsler üstte beyin, yanda göz, arkada görme siniri ve beyin ana atardamarı ile komşu olduklarından ameliyat sırasında bu yapıların yaralanmasına ait riskler vardır.
Standart operasyonlarda bu kritik yapıların olumsuz etkilenme riski çok azdır. Ancak endoskopik ameliyatın vizyonu yukarıda anlattığım gibi genişlemiş ve birçok hastalığın tedavisinde yöntem kullanılmaya başlamıştır; dolayısıyla rutin olmayan operasyonlar bu teknik konusunda daha tecrübeli cerrahlar tarafından gerçekleştirilmelidir. Endoskopik yaklaşımın KBB hekimliğinde kullanılmasıyla bir devrim yaşanmış hekimlerin hastalıklara yaklaşımında radikal değişiklikler olmuştur. Önceleri sadece muayenede endoskoplardan faydalanılırken daha sonraları sınırlı sinüzit tedavisinde kullanılmaya başlanmış. Zaman içerisinde yaygın ve komplike sinüzit olgularında, takiben diğer burun hastalıkları ve bazı göz rahatsızlıklarının tedavisinde yer almaya başlamıştır. Günümüzde gelinen noktada ise bunlara ek olarak burun-sinüs ve hipofiz adenomu gibi iyi ve kötü huylu tümör cerrahisinde de kullanılmaktadır.
HİDROTERAPİ
VKV İTALYAN HASTANESİ BAŞHEKİMİ DR. BÜLENT NEYMEN ANLATIYOR…
Hidroterapi kısaca suyun çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılmasıdır. İnsan vücudunun 2/3’ünün su olduğunu düşünürsek suyun ne kadar önemli bir madde olduğu açıktır.
Bu nedenle suyun tedavide kullanımı insanlık var olduğundan beri süregelmektedir. Eski Yunan, Roma, Çin kayıtlarında hidroterapiye rastlanmaktadır. Orta Çağ’da bulaşıcı hastalıkların ortaya çıkışı ile bir süre eski yaygınlığını kaybetse de 19.yy’da Alman bir keşiş olan Sebastian Kneipp sayesinde tekrar eski popülerliğini kazanmıştır.
Hidroterapi temelde suyun mekanik ve ısı etkisi ile hastalar üzerinde etkili olur. Bu uyaranlar sayesinde deride oluşturulan uyarı vücudun iç kısımlarını etkiler ve çeşitli hormonların salgılanmasını arttırır. Bu sayede hem dolaşım düzenlenir hem de ağrı duyusunda azalma görülür ve bu sayede hastalıkların iyileşmesine katkıda bulunur. Aynı zamanda suyun kaldırma gücü sayesinde insan ağırlığı azalır ve su içinde egzersizleri çok daha kolay ve ağrısız yapar.
Hidroterapi etkisini öncelikle lokal olarak kas ve eklemlerde göstermekle beraber kalp, akciğer, sindirim ve hormonal sistemleri de etkileyerek bütün vücut sistemlerinde yararlar sağlar.
Ancak bazı durumlarda hidroterapiden kaçınmak gerekir. Bir enfeksiyon hastalığı, dolaşım bozukluğu ya da his bozukluğu olan hastalarda hidroterapi uygulamadan sakınılmalıdır.
Hidroterapide tedavi havuzları yanında genel ya da vücudun bir bölgesini etki altına alan duşlar, jakuziler, sauna banyolar, lokal sıcak-ıslak bezler ya da termofor gibi sıcak su torbaları kullanılabilir. Bunun yanında kaplıcalar, içme kürleri, soğuk su tedavileri de hidroterapi türleri arasındadır.
Son yıllarda tedavi havuzları giderek artan bir talep göstermektedir. Her türlü ortopedik ve nörolojik hastalık grubunda rehabilitasyon 32°-34° arasındaki bir su sıcaklığında suyun da kaldırma gücünün yardımıyla çok daha kolaylıkla yapılabilmektedir.
Bunun yanında bel ve boyun ağrılarında hastaların tedavi sürelerini kısaltmakta ve normal yaşama çok daha kolay dönmelerini sağlamaktadır. Biz Özel VKV İtalyan Onkoloji ve Rehabilitasyon Hastanesi Fizik Tedavi departmanında hidroterapi ünitesinde tedavi havuzu ve girdap banyosu yöntemlerini kullanarak her türlü rehabilitasyon gereksinimi olan hastada etkin bir şekilde hidroterapi hizmeti vermekteyiz. Özellikle ağrılı hastaların daha ayağa kalkmakta zorlandıkları bir dönemde suyun kaldırma gücü sayesinde ayağa kaldırılabilmeleri daha kolay olmakta ve bu hastalar için gereken tedavi süresi çok daha kısalabilmektedir.
|