|
UĞUR MUMCUNUN HAYATI
UĞUR MUMCU,
her şeyden önce bir demokratik sosyalistti.
UĞUR MUMCU,
demokrattı, herkes için ve her yerde
demokrasiyi savundu.
UĞUR MUMCU,
sosyalistti, emeği ve çalışanın hakkını savundu. Sömürüye, soyguna, talana karşı çıktı.
UĞUR MUMCU,
şiddete karşıydı.
Demokratik çözümleri savundu, barıştan yana oldu.
UĞUR MUMCU,
din tüccarlarına karşı çıktı. Laikliği savundu.
“Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi... Bir gün sesimiz hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi... Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz ey halkım unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi...”
UĞUR MUMCU, 1975
yazının tamamı için
Gazeteciliğe ışık tuttu
Cumhuriyet Gazetesinden Işık Kansu ile İlhan Taşçı`nın hazırladığı derleme ile Uğur Mumcu`nun gazetecilik hakkındaki görüşleri.
Yazının tamamı için
Uğur Mumcu’dan söz ederken her zaman `yiğit genç dostum ve değerli meslektaşım`, derim. Bu kez de, laik Türkiye Cumhuriyeti`ni korumak uğruna her tehlikeyi göze alarak, ülkenin dışında ve içinde yuvalanmış Türklük düşmanı bütün islamcı örgütleri - Atatürk`ün devrimci, laik cumhuriyetini emanet ettiği gençlerden biri olarak- usta bir gazetecinin ve her yazdığını belgeye dayandıran bir bilim adamının dikkat ve titizliğiyle araştırdı ve çıkarıp ortaya koydu. Gerçekten kutlanası bir hizmet oldu bu."....
HIFZI VELDET VELİDEDEOĞLU
Neşe Düzel`in Avni Özgürel`le röportajının
Uğur Mumcu ile ilgili bölümü
Mumcu Suikastı
Araştırmacı Gazeteci - Yazar Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993`te Ankara Karlı Sokak`taki evinin önünde, arabasına konan C - 4 tipi plastik bombanın patlaması sonucu öldürüldü.
Suikastın hemen ardından olay yerinde inceleme yapan uzmanlar, hiçbir delil bulamadı. Patlamayla etrafa dağılan ve cımbızla toplanması gereken deliller ise süpürgeyle süpürüldü. Suikastı, İslami Kurtuluş Örgütü, İBDA - C, İslami Cihat gibi çeşitli örgütler üstlendi.
Mumcu`nun eşi Güldal Mumcu`yu ziyaret eden dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü ve İçişleri Bakanı İsmet Sezgin, "cinayeti çözmenin, devletin namus borcu olduğu" sözünü verdi.
Kamuoyunda büyük şok yaratan bu suikastın ardından Mumcu`nun cenaze töreninde binler yürüdü. Siyasi parti liderleri, sivil toplum örgütleri ve çeşitli kuruluşlar, saldırıyı demokrasiye vurulmuş bir darbe olarak nitelendirdi. Cenaze törenine katılan halk, "Türkiye İran olmayacak", "Türkiye laiktir, laik kalacak" sloganları attı.
yazının tamamı için
UĞUR MUMCU
(1942 - 1993)
Aslen, Ankaralı olan Uğur Mumcu, 22 Ağustos 1942 yılında, babasının memuriyeti dolayısıyla Kırşehir`de, dört kardeşin üçüncüsü olarak doğdu. Annesi Nadire Hanım, babası, Tapu Kadastro memuru Hakkı Şinasi Bey`di.
İlk ve orta okulları Ankara’da okuyan Mumcu çok aktif bir öğrenciydi. Bu hızlı yaşam Hukuk fakültesinde de devam etti. 1961 yılında baş1adığı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi`ni 1965 yılında tamamladı. Bir süre avukatlık yaptı; yabancı dil öğrenmek için İngiltere`ye gitti. 1969-1972 yılları arasında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi`nde İdare Hukuku Profesörü Tahsin Bekir Balta`nın asistanı olarak çalıştı. Hukuk Fakültesi Öğrenci Derneği Başkanıyken onun öncülüğünde yapılan toplantılara zamanın politikacıları, bilim ve sanat insanları çağrılıyor, katıldığı "münazara" lardaki başarılarıyla dikkati çekiyordu. Daha 20 yaşındayken "Türk Sosyalizmi" başlıklı yazısı ile Yunus Nadi Makale Yarışmasını kazandı. 27 Mayısın getirdiği özgürlük ortamında çok okuyarak, araştırarak, yaşamı sorgulayarak kendi düşünce evrimini kurmaya başlamıştı.
Yazmaya, üniversite öğrenciliği yıllarında, Doğan Avcıoğlu`nun yönetimindeki Yön Dergisinde başlayan Uğur Mumcu, 12 Mart döneminde bir yazısında kullandığı "ordu uyanık olmalı" sözleriyle, "orduya hakaret etmek", "sosyal bir sınıfın öteki sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü kurmak" suçunu işlediği iddiasıyla gözaltına alındı. Kendi deyişiyle, Yön dergisi o sırada "sıkıyönetim bekleme salonu" gibi olmuştu. Birçok demokrat aydına cezaevlerinin kapısı ardına kadar açılmıştı.Bir yıla yakın kaldığı Mamak Askeri cezaevinde öteki aydınlarla birlikte buz kırmak, tuvalet temizlemek zorunda bırakıldı. Uğur Mumcu bu davadan dolayı 7 yıl hapse mahkum edildi. Fakat Yargıtay`ca karar bozuldu ve serbest bırakıldı. Bu olaydan sonra, Mumcu askerliğini, 1972-74 yılları arasında Ağrı`nın Patnos ilçesinde, resmi tanımıyla "sakıncalı piyade eri" olarak tamamladı. "Sakıncalı Piyade" sayıldığı için onurunun kırılmadığına inandığından, yedek subaylık hakkı ve aylıkları için simgesel bir tazminat isteğiyle dava açtı. Yedek subaylık hakkı geri verildi, ancak askerliği sırasında kendisi için yapılan tüm harcamaları tazminat tutarından düşüldü. Yaşadıkları, gülmece ustaları için bulunmaz bir malzemeydi. Kendisi de yazı ve konuşmalarında gülmece öğelerini sık sık kullanan Uğur Mumcu, bu dönemi, önsözüne Aziz Nesin` in "Bizi acı acı güldürdü diye yazdığı Sakıncalı Piyade adlı yapıtında anlattı. Bu yapıt sonradan tiyatro oldu ve yüzlerce kez oynandı.
Patnos`ta, ağır koşullar altında askerliğini yaparken, zaten uzun zamandan beri var olan ülseri yüzünden mide kanaması geçirdi.
İlk yazıları 1962`den itibaren Yön, Türk Solu, Devrim, Ant, KIM v.b. dergilerde yer alan Mumcu`nun, 1968-69-70 yıllarında Akşam, Milliyet, Cumhuriyet gazetelerinde zaman zaman çeşitli konularda inceleme yazıları da yayımlandı.
Köşe yazarlığına 1974 yılında haftalık Yeni Ortam dergisinde başladı. Daha sonra çalışmaya başladığı Anka Ajansında 1975 yılından itibaren Cumhuriyet`e de köşe yazıları yazdı. 1977 yılından sonra sadece Cumhuriyet için yazmaya başladı. gözlem başlıklı köşesinde 1991 yılının Kasım ayına kadar aralıksız olarak yazdı. 6 Kasım 1991`de İlhan Selçuk ve yaklaşık 80 Cumhuriyet çalışanı ile birlikte gazeteden ayrıldı. Bir süre işsiz kaldı. 1 Şubat - 3 Mayıs 1992 tarihleri arasında Milliyet Gazetesi`nde yazan Mumcu, Cumhuriyet Gazetesi`ndeki yönetim değişikliği üzerine 7 Mayıs 1992`de Cumhuriyet`e döndü.
Susmayı, kendi kabuğunun içine çekilmeyi" çağın suçu olarak niteleyen Mumcu "cesur bir kere, korkak bin kere ölür" diyordu. Demokrasi ve insan hakları savunucusu olarak ülkü ve ilkelerinden hiç ödün vermedi. Katilleri yakalanmayan gazetecilerin, bilim ve sanat insanlarının, tüm insanların kanı yerde kalmasın diyerek savaşını verdi. Terörün silah kaçakçılığıyla ilişkisini giderek artan gerici örgütlenmenin iç ve dış boyutlarını belgeleriyle gözler önüne serdi. Kamuoyu, Susurluk kazasızla yeniden gündeme gelen Abdullah Çatlı adını, ülkücü mafya kavramını ilk kez onun yazılarından duydu. Kontrgerilla var mı, yok mu tartışmalarını, yurtdışındaki görevlilerimizin aylığını ödeyen örgütleri rabıta olayını, kimi aydınların bile yüzeysel bir bakış açısıyla ele aldığı Kürt sorununu, Abdullah Öcalan` ın iç ve dış ilişkilerini İpekçi cinayetinin araştırılmasını, Ağca` yı, Papa suikastının perde arkasını yılmadan ve korkmadan araştırdı. 12 Eylül adaletini, Özal döneminin kural tanımayan uygulamalarını bıkıp usanmadan yazdı. 1990` ların sonunda yaşananlar Uğur Mumcu` yu haklı çıkardı, ölümünden önce yayımlanan 25; ölümünden sonra yayımlanan 40 kitaptaki belge ve bilgiler, etkili ve yetkili olanlarca göz önüne alınmayı bekliyor.
Mumcu` nun dikkate değer asıl özelliği ise insan ilişkileri idi. Ailesine çok düşkün olan Mumcu, yakın çevresi için de "hasta olan için hastanede, yargılanan için mahkemede, tahliye olan için cezaevi kapısında; birisi pasaport mu almamış, kim olursa olsun o işin peşinde" diye bilinen bir dost idi. Hatta tanımadığı insanların sorunlarıyla da yakından ilgilenir, doğrudan ya da köşesi aracılığıyla çözüm bulmaya çalışırdı. Araştırmacılığında, telefon numaralarından uçak biletlerinin tarihlerine, Resmi Gazeteden Ticaret Sicil Gazetelerine dek hiçbir şeyi gözden kaçırmayan Mumcu, aynı zamanda haber için ödün vermeyen, hiç kimsenin özel yaşamıyla ilgili tek satır yazmayan, haber kaynağını her şeye rağmen koruyan ve belgesiz yazı yazmayan örnek bir gazeteci idi.Yobazların, kaçakçıların, hırsızların, sömürücülerin korkulu rüyası olan, Cumhuriyet ve Atatürk` ü tüm ilkeleriyle benimseyip savunan Mumcu, din maskesi altında Türkiye` yi emperyalizme teslim etmek isteyenlerin gerçek yüzlerini sergiledi. Silah kaçakçılığı, terör, Kürt sorunu ve benzeri konulardaki araştırmalarını sağlam belgelere dayandırdı. " Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz" ilkesinden hareketle emperyalizmin, mafya aracılığıyla Türkiye` ye soktuğu silahların terörü körüklediğini kanıtlarıyla gözler önüne serdi.Toplumsal sınıf ve katmanlar arasında dengesizliğin ve sömürünün, planlı devletçilikle önlenebileceğini, devlet kaynaklarını geniş kitleler yerine bir avuç azınlığa aktarmanın bu sorunu çözmeyeceğini savundu.
Gazetecilik hayatı başarılarla dolu olan Mumcu 24 Ocak 1993 yılında uğradığı silahlı saldırı sonucu öldü.
Sosyalizmin, Marksist-Leninst, Avrupa Komünizmi, Maoizm gibi değişik uygulamaları olduğuna dikkat çeken Uğur Mumcu, Türkiye için de bağımsızlıkçı, antiemperyalist, kendi özgün koşullarına uygun, kendi ulusal değerlerinden kopmamış bir "Türk Sosyalizmi" modeli öneriyordu.Türkiye` de araştırmacı gazeteciliğin öncüsü olan Mumcu, Irak` a yönelik operasyonlarda İncirlik Üssünün kullanılmasına izin veren hükümetleri eleştirdi. Yolsuzluk iddiaları, yabancı istihbarat örgütleri, mafya, Papa suikastı gibi konularda araştırmalar yaptı. Abdi İpekçi suikastının perde arkasını belgeleriyle ortaya koydu.Siyasilere yönelttiği eleştiriler yüzünden, yazıları aleyhine birçok dava açıldı. Hepsinde de Mumcu` nun haklılığı kanıtlandı.
Ankara Sanat Tiyatrosunda sahnelenen "Sakıncalı Piyade" adlı oyunu büyük ilgi ve başarı kazanan Mumcu ilk ödülünü, 1962 Cumhuriyet gazetesi Yunus Nadi Armağanı Makale Yarışmasında kazandı. 1979 yılında, Türk Hukuk Kurumunca "Yılın Hukukçusu", aynı yıl Çağdaş Gazeteciler Derneğince "Yılın Gazetecisi" seçildi. 1980, 1982, 1983, 1987 ve 1993 yıllarında İstanbul Gazeteciler Cemiyetinin inceleme ve röportaj dallarındaki ödüllerine değer bulundu. 1984, 1985 ve 1987 yıllarında Nokta dergisi Mumcu`ya "Yılın Doruktaki Gazetecisi" ödülünü verdi. 1980`de (Cüneyt ARCAYÜREK`le birlikte) ve 1988`de Sedat Simavi Vakfı Kitle Haberleşme ve Gazetecilik ödüllerini aldı.
Mumcu`nun başka bazı ödülleri şunlar: 1983`te Balıkesir Barosundan "Cumhuriyet Döneminin Anıtlaşmış Hukukçusu" ödülü, Cumhuriyet gazetesinden 1987 yılında "Rabıta Olayı Dolayısıyla Örnek Gazeteci" ve 1988`de "Bülent Dikmener Haber Ödülü"; Ankara Tabipler Odasından 1988`de "Basın Sağlık Ödülü"; Boğaziçi Üniversitesinden 1988`de "En Çok Okunan Gazeteci Ödülü"; Hey Girl dergisinden 1992`de "Yılın Gazetecisi Ödülü"; Ankara Sanat Kurumundan "1992/93 Onur Ödülü".
Büyük usta şöyle diyordu;``Ben Atatürkçüyüm, ben cumhuriyetçiyim, ben laikim, ben anti-emperyalistim. Ben özgürlükçüyüm. Ben Bağımsız Türkiye`den yanayım. Ben insan hakları savunucusuyum. Ben terörün karşısındayım. Ben yobazların, hırsızların, vurguncuların, çıkarcıların düşmanıyım. Öyleyse, vurun, parçalayın! Her parçamdan benim gibiler, beni aşacaklar çıkacaktır.``
ESERLERİ:
Sakıncalı Piyade(tiyatro),
yanında inceleme eserleri yazdı:
Suçlular ve Güçlüler,
Mobilya Dosyası,
Bir Pulsuz Dilekçe,
Büyüklerimiz,
Çıkmaz Sokak,
Tüfek İcad Oldu,
Silah Kaçakçılığı ve Terör,
Liberal Çiftlik,
12 Eylül Adaleti,
Terörsüz Özgürlük,
Rabıta,
Söz Meclisten İçeri,
Papa-Mafya-Ağca,
Devrimci ve Demokrat,
Sosyalizm ve Bağımsızlık,
İnkılap Mektupları,
Kürt Dosyası.
|
 |