-----güneş batmadan yıldızlar görünmez elbet ------ gelecek günler ne alır, ne verir, bilemem bildiğim; şarkılar biten aşkların cenaze törenleridir bir şarkı söyle, göm gitsin... göm gitsin yalanları, göm gitsin yalnızlığı, göm gitsin acıları sonra da otur, yüreğin yeşerene kadar ağla bırak, başka bir yerde büyüsün o bebek belki böylesi daha iyi....
rutubetli bir duvar var sadece karşında, yıkabilirsin geçebilirsin.. yeter ki inanmalı insan kendine yeterki mücadeleci bir ruha sahip olabilmeli herseyden önce.. herseyle mutlu olabilmesini bilmelidir hayatta... denemelerdeki konularımda geçen bu saplantılar keşke gerçekleştirilebilse, bak yine keşke deniliyor her şeyin basında keşkeyle başlamışsan ztn sen inan bitmiştir baştan.... keşke, keşke, keşke... ne acaip bi kelime oysa hayatımızın her köşesinde dime... keşke,keşke dediğimiz herşey keşkenin içinde sıkışıp kalmasa,,, bir ütopyada yaşamalıydı ruhum varlığıda hayali değilmi?,, ütopyalar kuramı anımsandı beynimde hiç değilse hayatının hayal kırıklığını yasadığında sığınabileceğin bir kent yada gezegen... rüya olsa keşke! uyandığımda küçük bir kız çocuğu olarak ve her gözlerimi açışımda gözlerimde anne aramak olsa...
bir yürekti açtığım; kaçmadım da hançerinden sevgili. vur şimdi gecelerde sefil ihtiraslarla dolu kadehlere sen. benimse içtiğim yokluğundur; dünde, ondan önce de… "zamana yenilmeyelim ne olur!" yenildik, bitti. işıklar söndü, kapandı kapılar ve duruldu sular...
yargısız bir infaza hüküm giydi aşk ve hükmünü yitirdi; ayrılığın darağacında idama mahkum oldu. "rüzgarlar, ağaçlar, gökyüzü ve yeryüzü ve şu umman, yıldızlar, şu asuman; hep var oldukça ve ben, burada oldukça, sen de olacaksın. bedeli bu muydu sevmenin? korkulara yenilir miydi savaşçı yürekler? bunların hiçbirinin cevabını bilmiyorum şu an. üzgünüm. hoşça kal!"
kalabalık yalnızlıklarla doluydu ayrılığın darağacına giden yol. kalanlar vardı o kısacık yolda, düşenler; gücünü tüketerek dar zamanın ötesinde. yitirmişlerdi yeni bir yaşama merhaba deme şansını; saramamışlardı yaralarını ve kanamışlardı oluk oluk. yürüyenler vardı; koşanlar, arada bir durup arkasına bakanlar, umutlananlar, soluklananlar, ayakları geri geri gidenler. korkaklar da vardı, cesurlar da. kalabalıktı alabildiğine ayrılığın darağacına giden yol ve ben de o kalabalıkların içindeydim artık. arkamdan yükseliyordu yargıcımın sesi;
"her gün biraz daha derinden hissediyorum yokluğunu." ben yokluğunun en içindeydim oysa hep. "uzaklaşıyorsun benden." evet uzaklaşıyordum; uzaklaştırılmıştım çünkü. ayaklarına prangaları vurarak ayrılığın darağacına yollamıştın aşkı. "gökyüzü var oldukça, sen var oldukça değil. yok oluyorum git gide, biliyorum. hak ediyor muyum? belki." verilmişti hükmü aşkın; geri dönüşsüzdü. geri dönüşsüzdü darağacına giden yolculuğum; durup geriye bakmak anlamsızdı. korkuyordum evet; kendime değildi korkum; güçlüydün biliyordum ama yine de yalnız kalmaktan korkuyordum. dönüşsüz yolculukların başladığı yerdeydim. sen, gitmeliydin artık ve vazgeçmeliydin durup durup arkana bakmaktan.
"gitmekten korkuyorum" diyordu yargıcım; "çünkü gitmenden korkuyorum." ben, ölüyordum sen korkuyordun. korkuyordum korku duymandan. "korktuğum zaman ellerimi bir an bırakacağın hissinden de korkuyorum." ölüler nasıl tutabilirdi ki? henüz bilmiyordum. çığlıklarımı susturamıyordum. nasıl adaletsiz bir korkuydu o ve nasıl bir infazdı ki tüm korkuları içinde barındırıyordu. adaletsiz, asaletsiz korkular. yargıcına teselli veren mahkum gibi hissediyordum kendimi. çaresizliğin ve saygısızlığın öfkeleri çöreklenmişti içime. bir an sorunuydu artık bizim için son. her şeye hazır olmalıydık. susmalıydık. yaklaşıyorduk son’a. metanetin en gerekli olduğu anları yaşıyorduk ama o da, darağacına yaklaştıkça uzaklaşıyordu benden. teselli arıyordu yüreğim; çaresizdi, geri dönüşsüzdü yolları. "nasıl izbe bir gecede bıraktın beni, nasıl izbe bir yerde tek başıma? yolun sağı solu uçurum. sesin yok, elin, gözlerin yok... ne leylim bir gece. uykular rakkase!" "her yıl bu zamanlar kanayacak yüreğim nasıl bir yer bu gittiğimiz, kör kuyu?" gelmişti vakit. susmalıydık; susturamıyordum seni, yüreğimi susturamıyordum. yaklaşırken darağacına ben, hiç olmadığı kadar titriyordun. güçlü olmalı ve gitmeliydin hemen. kasırgalara dayanaksızdın çünkü. ben ise kasırganın kendisiydim artık ve meydan okuyordum uçurumlara. tüm heybetiyle karşımdaydı son.
"sen de mi gidecektin uğrunda ölümlere gidip geldiğim. sen de mi hançer vuracaktın ayrılık yollarında? bir sana susamıştım çöllerde bil ki; bir sendin susadığım. olmasa da varlığın şimdi canım; yokluğunu varlığın sayarım…" "suçlama beni, bırakıp gidiyorum diye seni. bağrımı yakan bir yaradır bu ayrılık şimdi. belki kanımdadır sevişmelerin yangını, öylece girerken günlerin bağrına. taşıyorum sımsıcak gülüşünü. suçlama beni. ben var oldukça, sen de bende olacaksın. unutmak kolay mı sanıyorsun? hiçbir şeyi unutmama özelliğimi bir tek sende sevdim. suçlamıyorum, bırakıp gidiyorsun; biliyorum senin de yüreğini yakan bir yara bu ayrılık." "artık ışıklar sönmeli, kapanmalı kapılar, durulmalı sular. artık son kez gelmeli ve gitmeliyiz ikimiz de. yolundan çekilmeliyim. ve benimle anılmamalısın."
boğuluyordun, biliyordum. kendi med cezirlerinden yorulmuştun. korkularının esiriydin. bir savaşçı değildin. aşamadığın engellerin ardında yitip gidiyordun. korkak mıydın? belki! ama bir vurgundu bu; yürek vurguncusuydun. gidiyordun yiterek korkularının kuytusuna. ve bilmiyordun, yakışmadığını savaşıma. bir yıkımdı yaşanan evet. gitmeliydin artık.
ve tırmandım darağacının merdivenlerinden. ayaklarım hayır, geri kaçmadı hiç. eğmeden başımı iskemlenin üzerine çıktım. ve gamsız kementle burun buruna geldim. gözlerimin önündeydi işte ve anlamlı anlamlı sallanıyordu. benden öncekilerin izleri görülüyordu garip bir şekilde; çığlıklarını da duyabiliyordum. çığlık çığlığaydı yargıcım da; "gittin. bilmiyorum nerdesin? belki de yüreğinin bir köşesindeyim, yaşamındayım senin ama şu terkedilmişlik duygusu gelip çöreklendi yüreğime, yapıştı; bırakıp gitmiyor. bencil miyim? belki." belki’siz bir bencillikti seninki evet. İzbesindeydim gecenin ve darağacının üzerindeydim; sınırındaydım varlıkla yokluğun. terk eden sendin ellerimizi, terkedilmişliğimi çalan da sendin. gasptı yaptığın tam da ve çöreklendirmiştin yüreğine terkedilmişliği. ben ise, henüz gitmemiştim, darağacındaydım. nasıl izbe bir gecede nerelere yuvarlamıştın beni ki, görmüyor ve bilmiyordun; dahası duymuyordun da. az sonra boynuma geçeceğini düşündüğüm kementle burun buruna idim. ve habersizdim; ihanetin kementi usulca boynuma geçmişti; fark etmemiş, hissetmemiştim. bir ılıklık yayıldı önce yüreğime. İçimi titreten bir ılıklıktı bu. farklı benden olmayan, bünyemin dışladığı. neler oluyordu, bilmiyordum o an. savunmasızdım ve iskemlemi aniden tekmeleyişin oldu gidişin. o an anladım ki sen hançerlemiştin de beni; aldatmıştın. ayrılığın darağacında hançerlemiştin aşkı. ve ben bunu anladığımda kendimi o aşağılık kementte sallanıyor buldum. son sözsüz, özsüz, bayağı bir son olmuştu bu.
ağır bir ceza olmuştu evet ayrılığın. asılmıştı yüreğimin duvarına verdiğin hüküm. savunmasızdım; infazın da yargısız oldu.
geçti. saatler geçti önce; o her biri günler süren. sonra birikti, aylara döndü; ve yıl nihayetinde. şimdi yerkürenin en ıssız, en ücra köşesindeyim. mezarımın üstü örtüsüz, topraksız; öylesine bırakıp gittiğin yerdeyim hala. ve hala açık sensiz bebekleriyle gözlerim. hala boynumda o aşşağılık kementinin izleri ve yüreğimde saplı hala hançerin. "ay gecede tutsak, sen uzaklıklara. uzaklıklar değil ayı tutsak eden de, biziz tutsağı uzaklıkların. birkaç saat süren bir tutum değil bizim tutulmuşluğumuz. uzatmışız çağlardan çağlayıp gelen kementlere boynumuzu; parçalamak dururken sınırları. azatsız köleleri olmuşuz acıların…" yüreğimde o hançer saplıyken nasıl direnebilirim zamana şimdi? ve nasıl direnebilirim nefrete, o acımasız duyguya? o zamanın silahına, gittikçe keskinleşen ve belirginleşen duyguya. sevgimle direneceğim desem de o nefret onunla beslenmiyor mu zaten? ne kadar büyükse insanın aşkı o kadar da hazır değil midir nefret duymaya? bir yürekti açtığım; kaçmadım da hançerinden sevgili. vur şimdi gecelerde sefil ihtiraslarla dolu kadehlere sen. benimse içtiğim yokluğundur; dün de, ondan önce de… "zamana yenilmeyelim ne olur?!?" yenildik, bitti. işıklar söndü, kapandı kapılar ve duruldu sular.
sen yoksun artık geceler daha karanlık gündüzler daha sesiz sensiz sabah olmak bilmiyor gerçi olsa ne yazar sensiz bu dünya çekilirmi benim gecemde gündüzümde sendin sen gittin...yoksun artık ne gecem kaldı ne gündüzüm keşke o günler geri gelebilse keşke tekrar karşımda gülebilsen ama bunlar bir keşkeden ibaret şimdi anlıyorum söylenenleri şimdi anlıyorum hayatın ne kadar acımasız ne kadar boş olduğunu acı çekmenin ne demek olduğunu şimdi anlıyorum şimdi anlıyorum şarkıların ne kadar anlamlı olduğunu!!!
ne zaman çöller deniz denizler çöl olursa, güneş doğmayı unutup ay çimene düşerse, dağlarda nilüfer çamlarda gül biterse, İşte o zaman seni unutup başkasını severİm!!!
-------sensİz olamam !!!çarem!!! beni yine terk ettin yine yalnızlığa yittin ben seni deliler gibi sevdim bumuydu senin sevgin beni yine hayata düşman ettin
sen her gittiğinde bekledim döneceğini bildiğim için kimseyi sevmedim bana senden sonrası olmucak be kalpsizim bekleme desende yine beklerim
sen sebebim olmak istemedin ya keşke olmasaydın sadece sebebim değil hayatımda hiç olmasaydın
kaderimsin dedim benim ellere gitmeme izin verdin bu kadarmıydı senin sevgin benim hayatımı mahvettin
önce allah’tı sonra sen gereğinden fazla bağlandım ben sevdiğim için bırakıldım bağlandığım için yalnız kaldım
senin sevgin yalan çünkü sen yalansın hayat gibi yalan yalan gibi acısın kalbimi sana açtım hayatımı yoluna adadım gözlerim sende kalsın ben senden başkasına bakamam
dön yarim gel bana bedenim üşüyor sensiz burada nefesim daralıyor ruhum bedenimden ayrılıyor yaşayamıyorum kalbimsiz getir bana kalbimi ver bana kendimi
sevdiğimsin,herşeyimsin sen benden asla gidemezsin bu bedenden bu can giderde bu candan sen yine gidemezsin sakın bitti dediğinde biter sanma unut dediğinde unuturum sanma bu can için,bu kalb için bu beden için bu ben için sadece sensin sakın unutma
bir dedigini iki etmedim, yar ben sana kul, koleyim dedim. biliyormusun sensiz ne hallerdeydim.. aah.. ah.. hani mutluydun bulamadin degilmi benim gibi seveni bulamadin degilmi sana can vereni.. ama sen bir kez daha oleceksin cunku beni birdaha goremeyeceksin…..
ayrılık yüreğimi karıncalandırıyor nicedir... beynimi uyuşturuyor özlemin... çok sık birlikte olmasak bile benimle olduğunu bilmenin bunca yıl içimi nasıl ısıttığını yeni yeni anlıyorum. yokluğun, hatırlandıkça yüreğime saplanan bir sızı olmaktan çıkıp sürekli bir boşluğa dönüşüyor. sabahlara seni okşayarak başlamaları, akşamları her işi bir kenara koyup seninle baş başa karşılamaları özlüyorum; oynaşmalarımızı, yürüyüşlerimizi, sevimli haşarılığını, çocuksu küskünlüğünü... nasıl da serttin başkalarına karşı beni savunurken; ve ne yumuşak, bir çift kısık gözle kendini ellerimin okşayışına bırakırken... ya da kolyeni çözdüğümde kollarıma atlarken... hasta olduğunda, o korkunç kriz gecelerinde günler, geceler boyu nöbet tuttuk başında... o şen kahkahalarına yeniden kavuşabilmek için sessiz dualar ederek... "atlattı" müjdesini kutlarken yorgun bedenindeki yaraları okşayarak, doktorun böldü sevincimizi: "yaşayamaz artık bu evde... yüksek binalar ve beton duvarların gri kentinde" dedi, "o gitmeli... ve kendine yeni bir hayat çizmeli..." bilsen ne zor, gitmen gerektiğini bile bile "kal" demek sana... ne zor, senin için ebedi mutluluğun beni unutmandan geçtiğini bilmek... gitmeni asla istemediğim halde, buna mecbur olduğumuzu görmek ve sana bunları söyleyemeden "git artık" demek... "beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk kavuşacaksın mutluluğa" demek sana ne zor... sesimi, kokumu çekip alıvermek beyninden, sesin, kokun hala beynimdeyken... seni görmemek ve belki yıllar sonra karşılaştığımızda bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden... yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek... ve sonra kendi ellerimle bindirip seni yabancı bir arabanın arka koltuğuna, birlikte güneşlendiğimiz onca yazı, yan yana titreştiğimiz onca kışı, paylaştığımız bunca acıyı, onca kahkahayı ve bütün o uzak yeşillikleri katıp yorgun bedeninin yanına, arkadan pişmanlık gözyaşları dökmek ne zor... ne zor hiç tanımadan seni emanet ettiğim bir şoföre "hızla uzaklaş buradan ve gidebileceğin kadar uzağa git" demek... yokluğunu beklemek, ne zor... bunları düşündükçe, şu anda uzaklarda bir yerlerde üşüdüğünü sezinleyerek panikliyorum. bütün engelleri aşıp, terk edilmiş caddeleri, kimsesiz sokakları, yalnız bulvarları arşınlayarak sana ulaşmak, sessizce başını okşamak, kulağına sevgi sözcükleri fısıldamak ve yavaşça üzerini örtmek geliyor içimden... paylaştığımız bir mazinin, yitirdiğimiz bir geleceğe dönüşmesinden hicran duyuyorum. gizli gizli hüzünlendiğim akşamlardan birinde, terk etmişlere özgü bir terk edilme korkusunu da yüreğimin derinliklerinde duyarak sana koşmak, yaptıklarım ve daha çok da yapamadıklarım için özür dilemek ve "dön bebeğim" demek istiyorum: "geri dön... kulüben seni bekliyor..."
keşke seni farklı bir zamanda, bambaşka bir ortamda tanısaydım ve sevseydim yine delice, bu sefer çıkıp ta karşına sadece seni sevdiğimi bilmeni istemezdim vefasızlığına böyle sükut etmezdim. ancak her şey istediğim gibi de olmuyor sevdamın zararı yalnız benle son bulmuyor ve ne yazık ki ellerim kolllarım da bağlı seni düşünür dururum gözlerim yaşlı. hayatta bir tek seni ummuştum neler buldum. sayende yalnız bile kalamaz oldum. çünkü ne zaman kalsam hayalinle saatlerim gidiyor ne zaman seni hayal etsem sonu hep hüzünle bitiyor. sonu hep sensiz bitiyor.
biz seninle aynı cümlede iki yabancıyız artık… şimdi sensizliğin akşamını demlemekteyim hayatın isli çaydanlığında.. kim bilir ben bu satırları yazarken satırlara, sen dört duvar arasında sana biçilmiş “ mutluluk” rollerinde oynamaktasın.. sahne de sen.. başrollerde sen..
oysa ben senin yarım bıraktığın bu aşkın ayrılığa kalansız bölünen acılarında bana verilen repliklerini oynuyorum… perdelerin ardında sözlerini unutmuş figuran gibi her gece sensizliğin içinde senli hatıralarımı oynuyorum.. ve kalabalık sokaklarda karşılaştığım her kadın gözüne yenilmişliğimin ilanını karalıyorum on puntoluk harflerle…
şimdi yüreğimin seni seven kepenklerini indirip baktığım her kadının gözlerinde “ sana gecikmişliğimi“ görmek için üzerime suskunluğumu giyiniyorum..ve gördüğüm her gözde anlıyorum ki; biz iki yakası hiçbir zaman birbirine kavuşmayacak iki uçurumuz..
biz seninle aynı cümlede iki yabancıyız artık…
kırık dökük olsa da sensiz aynalar, hayat kaldığı yerden devam ediyor. senden önce yetim idim, senden sonra da öksüz kaldım.. senden önce yarım bir cümleydim, senden sonra yalnızlığın avcunda kırık dökük bir kelime... sen yoksun; her şey bir noksan, her şey yarım. kısacası " sensiz " tadsız tuzsuz bir hayat.
ha bıçağı göğsüne saplamışsın ha şakağına soğuk kelimeleri dayamışsın. değişen ne ki sevgili.. her şey bir " eksik ", her şey " sana " noksan. her şey çıktığın demir kapı gibi; hayat kadar dağınık , ölüm kadar soğuk.
her şey bıraktığın gibi, her şey bir " sen " eksik..
“ sen gittikten sonra bu hayat köprüsünün altından daha çok seller akacak topraklarıma… ve sensizliğin içinde her an ölüm bana musallat olacak.. kâh yenilgilerimi fırlatacak yüzüme, kâh sana gecikmişliğimin ipini geçirecek yüreğime.. ama ben pes etmeyeceğim.. var gücümle “ seni “ bende yaşatacağım… yaşatmaya çalışacağım.. ama her şey bir “ sen “ eksik olacak… her şey tamam olsa da, sol yanım hep sana “ noksan “ kalacak….”
------sakin aklima gelme çünkİ ben yokum artik----------------
sana sımsıkı sarılmak istiyordum... ah bir görsem, bitirsem içimdeki özlemini bu kadar zor gelmeyecekti senden, sevginden vazgeçmek... nasıl olsa alışkınım ya seni görmemeye, galiba böyle de başarabilirim... "ama eğer hissedersen hayatından çekildiğimi bana sana geri dönmemem için şans dile... " neler yazmak istiyorum sana bir bilsen, tek yapabildiğim yazmak olduğundan yine yazıyorum işte! seni daha önce de yazmıştım ama bu kez bir daha yazmamak üzere, seni beynimde, içimde bitirerek yazıyorum, yada bitirmek isteyerek... ne kadar sürer bilmiyorum ama ben senden, sevginden vazgeçmek istiyorum. yine senden habersiz... ben seni severken de senden habersiz sevmiştim. belki de kendimden bile habersiz... dünyaları etrafında döndürmek isteyen bir kalbi bilerek isteyemezdim. kendimden ve senden habersiz "bir tanemmm" olmuştun sen... öyle ya; sen bir taneydin; eşin benzerin yoktu yeryüzünde, yoktu sen kadar güzel güleni, sen birtanem din! yaşanmamış ve yaşamamış olsam bile sen özel`din... aşk özel`di.... "yağmurda aşk başkadır" diyenlere gülüyordum ama bende yağmurda üşüyen ellerini severek başladım seni sevmeye... önce aldırmadım seninle güzelleşen herşeye... ne kadar gerçeksen o kadar yalandın... ve ben her seferinde en baştan başladım... yeniden bir sondayım ama bu kez yeniden başlayacak gücüm yok... ben senden vazgeçmek istiyorum! herkes gibi biri olmanı yada hiç kimse olmanı istiyorum... sesini duymak için telefonlara sarılmaktan vazgeçmek, ismini duyduğumda içimin titreyip, gözlerimin dolmasından kurtulmak istiyorum... senin benim için herhangi biri olman ne kadar zor bir bilsen... zaten kolay olan ne vardı ki benim için; sanki seni öldürmemle sevmem ararsında hiçbir fark yoktu.... ve ben hep sevgim yüzünden cezalıydım... hiç sonu olmayan bir yolda seninle yürümek, yeni çıkan filmleri birlikte izlemek, saatlerce sana sarılı kalmak, sadece ama sadece bir kez olsun sana sarılıp uyumak, bir sabah gözlerimi açtığımda yanımda seni bulmak isterken, sen sevgimle utanmamı sağladığın için galiba gerçekten "bir taneydin"! İşte bu yüzden imkansızlığına hep inandım! ben yalnız kalıp seni düşünmeyi deli gibi sever olduğumda, sen benim her şeyim olduğunda ben senin için hiç yoktum... bu yüzden yalnızlıklarım, ağlamalarım, özlemlerim canını hiç acıtmadı. benim tarafımdan sevilmek belki de hayatında önemseyeceğin en son şeydi... keşke kendi dünyamda bir zamanlar seni sevdimden hiç bahsetmeseydim ben seni seviyorum dediğimde seni seviyordum! ben seni özlüyorum dediğimde seni özlüyordum. ben senin İçin ölürüm dediğimde ben senin özleminden zaten ölüyordum... ben şimdi senin hayatından gidiyorum! ne zaman mart`ta bir yağmur yağsa, ben geceler`de ıslanıyor olacağım, yanlız gecelerimde sokakta gezerken yanımda olmanı İstiyorum diyecektim başaramadım... ben kaybettim... sen kazandın! artık sesimi duymayacaksın... sana sımsıkı sarılmak istiyordum, kokunu içime yıllarca bana yetecek kadar çekerek, sana sımsıkı sarılmak istiyordum.... gelmedin! gelsen yapabilir miydim bilmiyorum... ben artık gidiyorum.. eğer hayatından çekildiğimi hissedersen, bana sana geri dönmemem ve seni yeniden deliler gibi sevmemem için şans dile... ve lütfen, mart`ta yağmur yağdığında sakın aklıma gelme…
-----güneş batmadan yıldızlar görünmez elbet ------ gelecek günler ne alır, ne verir, bilemem bildiğim; şarkılar biten aşkların cenaze törenleridir bir şarkı söyle, göm gitsin... göm gitsin yalanları, göm gitsin yalnızlığı, göm gitsin acıları sonra da otur, yüreğin yeşerene kadar ağla bırak, başka bir yerde büyüsün o bebek belki böylesi daha iyi....