sonbahar gelsin, yaprak kurusun diye.. öfkeyi ßir bulutun üstüne yazmak isterdim, yağmur yağsın, bulut yok olsun diye.. nefreti karların üstüne yazmak isterdim, güneş açsın, karlar erisin diye.. dostluğu ve sevgİyİ yeni doğmuş bebeğin üstüne yazmak isterdim, onlar büyüsün ve tüm dünyayı sarsın diye. dostluğu, sevgiyi ve geleceği.. hüznümüzü, acımızı, yalnızlığımızı paylaştığımız; birlik ve beraberliğimizi, kardeşlik ve dostluğumuzu en sıcak şekilde hissedeceğimiz kurban bayramınızı kutlar, mutluluklar dilerim.
-----acılarını erken yitirmis bir dost gibi gömerek geldim----
gelirken yüregim vardı; bir de yarım, kırık-dökük kelimelerim. ay uyumus, yıldızlar gitmis karanlıkların içinden günesi alarak geldim. geldim ya..! ama biraz sitemli...... sitem, türkülerin sesiz çığlığı, bir yeraltı ırmağı ve gülün bülbüle gönderisinde, umudun direnise dönüstüğü yerde ince bir tebessüm, insan yaralarından geçen bir çığlıktır. sitemin tek muhatabı vardır. o`da "dost" sitem dosta, sitem sevdaya, sitem o tebessümü anlayanadır, birazda....!! sitemdir türküleri bir araya getirirken, sitemsiz katkılarıyla yanımda olduklarını bildiğim dostlara selam etmek... bu nedenledir ki "dostun gülü yaralar" beni diyerek sitemli ya da sitemsiz dostlara içtenlikle merhaba.....
merhaba dostum! görüsmeyeli yorgunum. yıkık kentler, yorgun sevinçler ritimli bir inilti gibi geliyor yaşamın uğultusunda... görüsmeyeli ya sen! nasilsin.... ya da ben..
su sıralar ben dostum, yürek ülkelerinin sokaklarındayım. umarsızca varım, bir kus gibi kopmus göçmen sürüsünden. ve derken, dostluğun, sevginin satıldığı beyoğlu kasetçi dükkanının önünden geçiyorum. bir sarkı alıyorum senin için, yeni türkü`den" olmasa mekupların". bende dinliyorum ama!! satılmıs dükkandan alınan gürültüyle değil, ıssız bir sessizlikte. neye yarar siirler, gelincikler büktü ya boynunu. neye yarar türküler... yine hüzün içinde çöktü akşam. ve ben, ıssız bir yalnızlıkta ay ısığını görmekten yosunkaranlığı adımlarınla yasarım. ben böyle yitip gidersem bir daha dönemem... gri bir yalnızlık boyar beni. bunun adı nedir bilir misin? sitemdir dostum sitem. türkülerin dilinde insan olmaktır yasamda; üretmek ve savasmak için. oysa ben; pencereleri kapalı. daracık bir sokaktayım. unutmusum yolları. yer kalmamıs bana bu sehirde, hapsedilmisken kendi duvarlarımın içinden biraz geç olsada sana sesleniyorum; gidişini anlatmak için: geldin! acılarını erken yitirmiş bir dost gibi gömerek geldin. gelisinde gidisin gibi hüzünler uçurdu külden yalnızlıklara. şimdi, gündüzler dokuyan kentte gülücük arkası bir denize bakar gibi bakıyorum her yere. kendi merhabalarımla çoğalıyor her şey ve kalemime sarılıp; dostlarımı düsünüyorum her seferinde... sitemli ya da sitemsiz. bugün ne yaptım biliyor musun? yine yüreğimin sesini dinleyip o dört duvar arasındaki kösemdeydim. ama bugün farklı ve mutluydum. çünkü sana seslendim kelimelerin ötesinden. ağlarsam kızma sakın bana; ağlamak bile yakışıyor bazı insanlara. ve ben; artık anladım ki! bugünlerde yürümek, yazmak hiç bir şeyi çözmüyordu. anladım ki yazdıkca parmağında yaralı bir öykü taşıyordu insan. yasananlar bir beden büyük geliyordu artık. bir dostluğu paylasmak için çok geç, bir sevda yerimden vuruyordu zaman. görüyorsun ya! yine daldım gidiyorum kelimelerin derinliklerine.... ben! bütün bunları niye mi yazıyorum? gönderdim kavgalarımı dağlara verdim. söndürdü yaktığım yangını zar zor kalbim. vazgeçtim. sözlerim yasak." yalnızım dört duvar arasında hepsi bu kadar işte." yalnızlığımın içinde bir gri film yine eriyerek gitti. yerini "hüzünlü vedaya" bıraktı. alısılmıslığın ötesinden sessizce ama çığlık çığlığa... anılar baharından güzelliğin, güneşi as gözlerine isigi solmasın... uzak iklimlerdeyim artık. boynu bükük kardelenler topluyorum. boynuma takıp dostlarıma dağıttığım yıldızlar incinmiş şimdi.- kilimsiz odam efkarlanmış.... hani! dostluk sarkıları vardı ya! söz verdiğim ama öğretemediğim; o da susmus gülümsüyor... ve ben gidiyorum. tüm gidislerin ötesinden bir elveda sana.... sen! sen durur musun? sen de gidiyorsun ya; sevgiline, evine, isine yetismek için. saçların, gözlerin, ellerin neyin varsa toplayıp gidiyorsun ya... her seferinde bir sey unutuyorsun.... geride bıraktığın dostların gibi...!! bir sözüm kalmadı söyliyecek. acı sularda kaldı umudum. ve ben kuzey yıldızı kadar uzakta yeniden yollara düstüm. bir siir, bir mektup yasatır herseyi yasamın anlamı solduğunda ve ben yoluma devam ederim bitmemis bir mektubun ortasında... darma dağınık sözcükler arasında yasamsa yerli yerinde, yerli yerinde herşey dolu, dizgin ve çoğul... şimdi hersey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi hersey yeniden. yüreğim yine yepyeni bir mazi yarattı sözcüklerin gücünden. yüreğimdeki dövme gibi; çok eski bir gravürden şimdilik "hoscakal" ve; yalnız gemilerin , uğradığı limanda tanıdığım uçarı martı. hiçbir kurala sığmaz, ne zaman nereye varacağı belli olmayan. sığındığım en kuytularda adını bilmek ve sana ulasabilmek çok güzeldi. masmavi göklerin sonsuzluğunda umuda kanat çırpman dileğiyle.....
"pencerenden ay ve günes, yüreğinden sevgi ve umut hiç eksilmesin" kendine iyi bak........
İçimdesin kanıyorum… beyaz sayfalarına bulaşmasın kirli kanım… sevdim seni… kendime bile itiraf etmekten korkacak kadar sevdim… bu yüzdendi senli cümlelerimi en derinime hapsedişim… bu yüzdendi uzanan elini görmezden gelişlerim… bu yüzdendi “gel” deyişlerini duymamazlık edişlerim… sevdim seni… nedensiz, beklentisiz, gerekçesiz, tanımsız… sevdikçe korktum kendimden… sevdikçe uzaklaştım senden… yeni hayaller, yeni düşler kuramayacak kadar yorgunum… sevme beni, benim bezmişliğim değmesin sıcacık yüreğine…
sevme beni, korkuyorum… alışık değilim bana dair yazılar yazılmasına… bugüne kadar hep bendim içini döken beyaz sayfalara başkaları adına… hep bendim satır satır kanayan…şimdi senin satır aralarında kendi adımı hecelemek hiç görmemem gereken mavi bir düşü anımsatmakta… bu düşe dalmak istemiyorum… çünkü biliyorum, her düş karabasana dönüşmeye mahkum… biliyorum her düş apansız bir uyanışla son bulmakta… bu düşe dalmak istemiyorum, bu düşten uyanmak istemediğim için…
sevme beni, korkuyorum… bu ruh, bu yürek alışık değil yaralarının sarılmaya çalışılmasına… ömrümce içimi cam kesikleriyle lime lime edenlere koştum ben… benden beni çalıp geri vermeyenlere uzandı ellerim yıllarca… hep bekleyendim, hiç olmadı bekleyenim… şimdi ne olursa olsun bekleyenim olacaksın biliyorum ama inanamıyorum… bilip de inanmamanın nasıl olduğunu sorma bana… yine, ben anlatmasam da beni anlamana sığınıyorum…
sevme beni, korkuyorum… o kadar uzun zaman beklentisiz, karşılıksız sevdim ki insanları ve o kadar uzun zaman beklentisiz, karşılıksız sevilmeyi bekledim ki, artık yitirdim inancımı… artık onlardan biri olmak için kendime rağmen kendimle cebelleşirken çıktın karşıma… sevme beni, kendime geri dönmemeliyim…
sevme beni, korkuyorum… korkumdan yazmadım sana bunca zaman… korkumdan içimdesin… ben’li cümleler olmasın satırlarında….okuyunca içim içime sığmıyor… yansımamı sende görmek yüreğimi yakıyor… sen yazdıkça, çok eskide kalan bir masal belli belirsiz benliğime süzülüyor…
sevme beni, korkuyorum… şimdi zamansızlıklarımda boğuluyorum… gereksiz meşguliyetler yarattım dünyevi istekler adına… kaçışımı kolaylaştırsın diye önemli insan rollerine büründüm ahmakça… kendimi kandırıp, kendimden kaçıp kaybolmanın, yok olmanın, hiç olmanın derdindeyim… “ben” olarak tutunamıyorum…
sevme beni, korkuyorum… sevme beni, “beni sevme” derken içimi parçalıyorum, içime kanıyorum… sevme beni, hak etmiyorum… sevme beni, seni seviyorum......
sonbahar gelsin, yaprak kurusun diye.. öfkeyi ßir bulutun üstüne yazmak isterdim, yağmur yağsın, bulut yok olsun diye.. nefreti karların üstüne yazmak isterdim, güneş açsın, karlar erisin diye.. dostluğu ve sevgİyİ yeni doğmuş bebeğin üstüne yazmak isterdim, onlar büyüsün ve tüm dünyayı sarsın diye.
tüm dostlara müjde...bugün ölmek bedava.üstelİk mezarlar bİzden bİtmedİ günahlariniz yüzde 50 İndİrİmlİ İlk on kݪªİden bİrİne ücretsİz kefen bİtmedİİİİ hemen azraİle 50 kontör yolla 5 yil cennet beleª ve vee veeeee cenaze namazi kayali avluda yapilacak (not:"mezarlarimiz klİmalidir")
sana umut toplayacağım,umudunun tükendiği yerde derler ki, hayat umut ettiğin kadardır umudun hiç tükenmesin; yüreğinde umut ateşi hiç sönmesin ömrün uzun, hayatın mutlu olsun… ey sevgili, umudunun tükendiği yere beni koy sana umut toplayacağım, umudunun tükendiği yerde… dikenli, taşlı yollar; sana, bana, bize mahsus değildir hayat acılar olsa da güzeldir… dertler, çileler ve özlemler sanma ki bize özeldir her şeye rağmen hayat yaşamaya değerdir… ey sevgili, umudunun tükendiği yere beni koy sana umut toplayacağım, umudunun tükendiği yerde… bir bak en derin aşkların timsali güle kaç yüreği kanatmıştır dikenleri nasıl yırtmıştır en gönülden sevenleri oysa onları çeken sadece bir umuttu aradıkları sadece bir damla mutluluktu ve gül üç günde yapraklarını döktü… ey sevgili, umudunun tükendiği yere beni koy sana umut toplayacağım, umudunun tükendiği yerde… hayat bir bardaktır yarısı dolu, yarısı boş hep boşlar olmasın kısacık ömrümüzde bir bak, öbür yarısı biraz daha loş bir damla suda bile varsa hayat koş, ey sevgili imkansız deme belki küçük dünyamıza büyük gelecek gri yağmur bulutları bizi bekliyor... ey sevgili, umudunun tükendiği yere beni koy sana umut toplayacağım, umudunun tükendiği yerde… bahar senin için umarım begenirsin... tşkmehmet kiliç
dünya dostluk haftasini kutluyorum. kuşlar gibi uçmayı hayatta pek çok insanla karşılaşırsın.ama sadece gerçek dostlar senin kalbinde bir iz bırakır. İstenmeyen şeyler bir tehlikeyle ilgilidir.eğer birisi seni aldatmışsa bu onun suçudur. eğer o kişi seni pek çok kere aldatmışsa bu senin suçundur. akıllı insanlar yeni fikirleri tartışırlar. normal insanlar sonuçları tartışırlar. küçük insanlarsa başka insanları tartışırlar. kim para kaybederse çok şey kaybetmiştir. kim bir dost kaybetmişse daha fazlasını kaybetmiştir ve kim inancını kaybetmişse her şeyini kaybetmiştir. başkalarının hatalarından öğren,kendi hatalarından öğrenemeyecek kadar kısa bir ömrün var. dostum, sen ve ben, eğer yeni birisini getirirsen üç kişiyiz demektir. o zaman bir grubu oluştururuz.ve bir arkadaş çevresi. hiç bir zaman bir başlangıç ya da son yoktur.dün geçmişti,yarın bir bilmece,bugün ise bir hediye bİr sene nin kıymetini anlayabilmek için sınıfta kalan bir öğrenciye sorun. bİr ay ın kıymetini anlayabilmek için, premature bir bebeği dunyaya getiren anneye sorun. bİr hafta nin kıymetini anlayabilmek için, haftalık bir derginin editörüne sorun. bİr dakİka nin kıymetini anlayabilmek için, treni henüz kaçırmış bir kişiye sorun. bİr sanİye nin kiymetini anlayabilmek için, bir kazayı kıl payı atlatmış bir kişiye sorun. bİr mİlİsanİye nin kıymetini anlayabilmek için, olimpiyatlarda gümüş madalya kazanan kişiye sorun. sahip olduğunuz her anı degerlendirin. daha fazla değer verin, çünkü onu çok özel biriyle, zamanınızı harcamaya değecek kadar özel biriyle paylaştınız. şunu unutmayın ki zaman hic kimseyi beklemez. dün artık mazi oldu yarın ise muamma... bugün ise avuçlarımızın içinde bize sunulmuş bir armağandır! balıklar gibi yüzmeyi öğrendik ama biliyor musun bu hafta dünya dostlar haftasi ; dostlar nadide mücevherlerdir, şüphesiz. sizi güldürür, başarı için cesaretlendirirler. size kulak verir, sizinle övgü sözlerini paylaşırlar ve her zaman kalplerini size açmaya hazırdırlar. dostlarınıza ne kadar değer verdiğinizi gösterin... çok daha basit bir sanatı unuttuk İnsan gibi yaşamayı
merhaba arkadaşim!! merhaba sana güzel insan hiç kimse sana söyledi mi? ne kadar özel bir insan olduğunu. etrafına yaydığın ışığı bir yıldızın ışığı kadar, hiç kimse sana söyledi mi? diğerlerinin hisleri için ne kadar önemli olduğunu
hiç kimse sana söyledi mi? çoğu zaman onlar üzgünken, senin mesajın onları biraz olsun güldürürdü, ve onları memnun ederdi. bişeyler göndermek için harcadığın zaman için. ve bulduğun şeyleri paylaşmak teşekkür etmeye kelime yoktur, ama birisi senin iyi olduğunu bilir.
hiç kimse sana söyledi mi? seni ne kadar sevdiklerini?
neyse benim sevgili arkadaşım; bugün sana şunu söylüyorum ki umarım bu mesaja cevap alırım. İnanıyorum ki arkadaşsız geçen zamanlarda kaçırdığın şeyler çok fazladır. arkadaşı ve tanıdığı birbirine karıştırmayın. aralarında bir fark vardır. çünkü ben seni önemserim. bu ulusal önemseme haftası... ve bütün arkadaşlarınıza onları önemsediğinize dair mesajlar yazın ve onların kendilerini iyi hissetmelerini sağlayın eğer size cevap yazarlarsa bu onların da sizi önemsediği anlamına gelir. bu arkadaşliğin elİdİr!!(arkadaşlik devamlidir)
dost! sesine ırak oldu sesim. yokluğun alnıma bir perçem gibi düştü. dolduramadığımız zamanlarımız yakamda sakladığım en narin düştü. gelmeyecektin dost. bir dahası olmayacaktı sözcüklerin. başka sefere diyemeyecekti dilim. çevrilmeyecekti sayfamız, noktasını koyup gittin. bir gün ayrılık olacağını hiç düşünmemiştik de yakıştıramamıştık kendimize. şimdi yoksun. bilmiyorum hangi yanımdan çalıyor yokluğun. her gün hangi ben biraz daha eksiliyor? hani sen?
ne çok zaman oldu dost. hatıralara gömülüp kaldım. senden başka ortağı çıkmadı hayallerimin. ayrılık denen ince hastalık geleceğime bir hançer gibi saplandı. kelimelerim kan ağlıyor şimdi. yarım kaldı birçok şey. mısralar bir bir düşüyor defterlerden. yağmurlar yıkıyor tozlanmış kelimelerimi. daha çözecek çok bulmacamız vardı. en başta seni sonra beni çözecektik. kimseye de söylemeyecektik. kendi hayatımızın tam istediğimiz noktasında durduğumuzda bize çıkan yolları kör düğümleyecektik. sen bir yolda kaybolduğunda önüne çıkan yoldaş ben olacaktım. şimdi nerdesin dost? yollarda kayboldum. sen nerdesin? İçimde biriktirdiklerim enkaz yığını oldu. bak sensiz kaç yıl oldu. ayrılığa dayanamayız demedik hiç birbirimize. çünkü biliyorduk etin tırnaktan ayrıldığını. biliyorduk gidenlerin ardından büyük bir yükle ayakta kalındığını. kelepçeye bağlı mutluluklar barındırıldığını…
durduruyorum zamanı dost! nasıl olsa bir anlamı kalmadı akreple yelkovanın. yollarımı da tüketsem ne çıkar. gidecek yer yok nasıl olsa. her ne kadar yaralayıcı olsa da acıdan başka güveneceğim bir şey kalmadı bana. mutluluk, yalanlı bir karalamadan ibaret… bir an gelir silgiler siler elbet.
dost! ne zor hayatta yalnız olmak… sensiz bu hayatın tam ortasında durmak… önemli değil artık, hislerime teğet mi geçmişim yoksa tam ortasından mı geçmişim?
anılar yoruyor beynimi. beynime demir atmış gözlerin. sen aslında hep benlesin. gözüm kapattığımda ordasın işte. bana ben kadar yakınlıkta ama bir o kadar da uzakta… ne kadar varsın ki ya da ne kadar yok?
tükendim dost! parçalarımı birleştiremedim. yapboz darmadağın. yazarken gözlerimi asıyorum sanki. ulaşılmazlardaki sana ithaf olan kelimeler, bedenime tel örgü niyetinde sarılıyor. dost demek dilim için ağıt oluyor. sen gibi yok şimdi umut. bedenimde, senle geçen güzel günler mutluluğu taşırdı. sen gittin kangren oldu güzel günleri taşıyan yanım. kesip attım. unutmayı deneyebilseydim hatırlamamaya çalışırdım…
tikel mutluluklar tekil tebessümleri getirmiyor dost! yollarda kaldı payıma düşen umut. sarmaşık gibi içimde büyüyen hasret sensizliğimi ele geçirdi. nifak tohumları atıyorum içime. sensiz geçen her güne bir sabır ekliyorum. yüzeysel neşeyi yükleniyorum. giryelerim tehiliğe dökülüyor. tehiliklerin ardından gidişin çıkıyor. güzergâhı hep sana çıkıyor çaresizliğimin. sensiz, ezinçlere yenildim.
her gün bir adım daha sana yaklaşıyorum dost! bir nefes daha yakınlaşıyorum. zaman üstüne zaman deviriyorum. aç kollarını dost! bizi bekliyor tam istediğimiz noktasında duracağımız hayatsızlık
mesafeler araya set çekmişse ne çıkar.... gül kokusu akşamlarda,dost hasreti yaşadık.belki yeri geldi, ayrılıklara ağladık. ama; kalbimizde yaşattığımızdostluğu muzu,asla unutmadık....! dostluk adına nice dilekler vardır. ölümün bile ayrılık sayılmadığı, gönüller vardır.. mesafeler araya set çekmişse ne çıkar.... sevgide birleşen yürekler vardır...! rüzgarınkemanını çaldığı, damlaların cama vurduğu,bir pencerede, yatağına uzanıpta, keşke dediğin tüm güzellikler ,gerçek olsun!!
her dostluğun gökyüzünde bir meleği varmış, yeryüzünde biten her dostluk için gökyüzünde bir melek ağlarmış, sana ant olsun ki bizim meleğimiz asla ağlamayacak...
dost dediğin yağmurdan sonraki toprak kokusu gibi olmalı,dost dediğin insanın çöldeki tek pınarı olmalı ve dost dediğin bildiğin hissettiğin sen gibi olmalı.