gecenin belli belirsiz vaktinde sonunu bir türlü getiremedigin o düsten bir ciglikla uyaniyorsun... ciglik! ve umudun bahcesinde karanlik! sadece kendi sesini duyabilirsin..., sadece kendinin elini tutabilir, kendinin limanina demir atabilirsin.. gözünden süzülen son göz yasinin renginde kimse görmeden, bilmeden kimse... ölebilirsin!!
we yoktur artık kalbinizi yakan o ses ellerinizi isıtan o sıcak gözler...
sevgi ne kadar büyükse, saklamakta o denli zordur! ama aşk öle bir fedakarlıktır ki; mezara kadar bile götürebilir bu sırrını! İçindeki o büyük fırtınaları ne kimse duyarne kimse görür... acır ama kanamaz, sever ama söletmez aşk... böylesini bulmak anmeselesidir. ama tekrar yakalamak nasip olmaz her insana. ömrünüzün en güzel yıllarının, aylarının bölümü onla geçer ama aşk acımasızdır ... öle bir anda vururki kalbiniz ne yapacağını şasırır... ağlıyacağı halde güler anlamsızca...
gül! dünya gülsün….gülmeyen her insan çirkindir. her gülen dünya güzeli. ben isterim ki kendi gülüşüyle dünyayı yıkayan, karanlığı yıkan aydınlık yüzler olsun hep. çünkü yaşamak ağız dolusu gülmektir. çünkü gülmek dünyaya hayat vermektir.
beklerken tükenmek, belki de tüketmek hızla bir girdabın içinde sessizlikte, paylaşılmayan yalnız saatlerde, bir türlü akmayan gecenin içinde…
bir bakarsın aşk tek taraflı alevler bir anda çoğaldı İşte o an;
gökten düşen kar tanesinin zamansız erime anı…
aşk…
beklerken tükenmek belki de tüketmek hızla bir girdabın içinde sessizlikte paylaşılmayan yalnız saatlerde bir türlü akmayan gecenin içinde…
“ah yüreğim !” der kör aşık nasıl kapatırdın kendini? bilmez misin yok eder seni, tüketir, yıpratır bu delilik belli ki tek taraflı olmaz aşk, yakar hızla yüreğini aşk hiçbir zaman aynı olmaz ki, birisi hep daha çok hisseder, arzular deli ve bazen de sadece birisi… diğeri aşık bile değil ki! …
aşık devam eder konuşmaya kendiyle alevlerin içinde:
— hey, beni dinle! İşte bak! bıraktı en başında seni senle vurulduğun yerden yara almazdın hani sen niye kanıyorsun o zaman hadi söyle! yalnız boşlukta uğuldamak mı istediğin kendine çarpa çarpa tükenmek mi ya da dilediğin
— değil, değil bu duymak istediğim değil, hiç değil bu yaşamak istediğim değil umutla inanmak istediğim; bekle yüreğim bekle, gelir belki gün gelir sever belki özler seni, senin onu özlediğin gibi diye… çünkü ben değerliyim
ve yokluğu ile konuşur sevdiğinin: —
biliyor musun delilik dediler güldüler, aşk böyleolmaz diye İlk görüşte vurulamazmışsın tanımadığın birine, hele karşındaki tutkuya esense dalga geçtiler gerçekleri görmüyorum, körüm diye kim demiş?! ben gördüm, ben “görmek istediğimi” gördüm aşık oldum deli gerisi önemli mi! …ama döner sonunda yine kendine:
—geçer mi bu? ne geçti ki! —unutulur mu? neyi unuttum ki! —kanatır mı beni? … (belli değil mi?) —kapanır mı yaraladığında? hangi yaram kapandı ki! —anlar mı seni? anlatabilir misin kendini? görmüyor musun gerçeği?! dinlemiyor, hissetmiyor ki