** hayatın mavi dudaklarını öpmek İstiyorum sevgili...! **
neden üşüyorsun demekten vazgeç sevgili! özlemek nedir bilmez misin? bilmez misin özlem duygusu seven için ______kutuplarda dans etmektir yalnızlığıyla!
aşkına büyüttüğüm her umuda koyduğun engelde yeni bir çıban büyütüyorum vücudumun mahrem yerlerinde dokunuşlarından arta kalanlar olsun diyorum hatıralar uzaklaştıkça iltihaplı birer yara oluyor -hücrelerim- hücrelerimde aşk aşk ta sen varsın sevgilim!
yıkıntılar içinde ve her gün biraz daha yıkılan bu ilişkiye ve buna inat her gün seni içimde büyütüşüme ağlamaktan öte ne yapabilirim ki sensiz gecelerimde!
uyu derdin uyu! seninle girdiğim bu yatağa sensiz girmek kolay mı bana? ______bilmez misin bu yatak sensiz dar bana!
boşluğuna sarılıyorum her gece...üşüyorum...yo kluğun buz gibi vurmuş evime ve yürek odalarımın duvarlarına.duvarda asılı resmin bile bakmıyor gözlerime...her gece sensizliğime içiyorum buz kesen evde.
kalbim hala beklemeli aslında.geleceğinin ihtimaliyle beklemek esas duruslarda...yorgunl uk veren bir şey bu."çık gel istersen."diyorum sensizliğimde,bana bakmayan resmine...
acılarla vuruşuyorum ve yalanci acılarla avuturcasına geçiştirmeye çalışıyorum kalbimi.her şeyi sadece senin için yapmaya çalışıyorum sevdiğim...
bu sana kaçıncı haykırışım sevdiğim....her birinde ayrı bir ve ayrı bir acısı var aslında.artık tükeniyorum her boşluguna sarılmalarda.ve ölüyorum her an üşümelerde...
hiç bir şey olmayışın kadar yıkıcı olmadı sevdiğim...kapılarım hala aralık ve yolu hala aydınlık.sen geleceksin ümidi ve ihtimaliyle yirmi dört saat beklemeliyim sevgili...
bir şey hala kopmadı içimde...en başta sen canım,en başta sen baş tacım...anlamsızlığa susmalar var içimde.sadece sana konusuyorum sevdiğim...sana yazıyorum tüm güzel kelimeleri...
vakti dolmadan ömrüm,gel sevgili...bilki ben çok acılar yaşadım sevdiğim...ama bu başka, bir başka.
bir kurşun atımı kadar yakın bana hasretin, ölüm dudaklarımdan öptü öpecek.. başucumda hala bitmemiş kitabım, daha ilk baskısında okuyanların gözyaşlarına yenilecek..
kaçıncı kıyameti bu sokakların kaçıncı kaldırım bu beni kimsesiz bir serseri gibi bıraktığın.. sayamadığım kaçıncı vedan bu söyle, yüreğimde her şey darmadağın..
seni çok seviyorumların kentinde yalın ayaklı bir dilenciyim.. bilsende bilmesende kalbinin esiriyim.. esirinim..
dönsende artık bıraktığın yerde değilim seni hala bu kadar sevdiğim için boşvermişler ülkesindeyim... bir tabelada asılı notun; yüz yıllık bir siteme astım kendimi dönmeyeceğim...
çağir yüreğİmİ unutmadım, unutamadım seni,o öldüren sevgini, vazgeçmedim senden umudu kesmedim gözlerinden, bekledim doğan güneşle, belki o getirir diye seni, karanlıkta yıldızlara sordum, yoksa onlar mı getirirdi sevdiğimi.
durmadım,yılmadım kalbimden, kalbine duyurana kadar sevgimi, bitiremedim, nefret etsem bile bu yok eden özlemi, canımı yoluna verdim, yıkılmamak için savaştım, ah bir görsen beni, ben seni sevdim, ben sana kaldım, yeter artık çağır şu yüreğimi.
elimden gelen sadece büyük bir haykırış, umutsuz belki, bir ihtimal bile olmasa da bu yakarış, neden bir tanem, neden, gelsen şimdi biter her acı yine kalplerde barış, sevgiye senin ki, hadi bir kalp bağışla bana, sanadır bu yalvarış.
görmüyor musun bitiyorum sensiz, eriyorum bir mum gibi, hadi ateş ol tekrar yak beni, hatırla hor görme geçen günleri, boş kalmasın anılar kalmasın yaşanmışlığıyla, koparma içimden, bitsin bu ayrılık, ellerimi tut yine sen değil misin ki yaşamımın tek sebebi.
koş tekrar benimle aynı hayallere, sımsıkı tut bırakma benim gibi, ben seni tutarken kaybetmemek için, yakala hadi attım sana kalbimi, gördün mü ışığı geleceği gösteriyor şimdi, ayrılmayan ikimizi, bitmeyecek sevgimizi, en güzel duyguların başladığı, senin bana gelen en saf halini.
anladın mı seni seven bir kalp var yeryüzünde, seni arayan, buldun mu şimdi aradığını, yalnızlığın hain kollarında, verdin mi kararını, uyandıracak mısın beni bu kötü rüyadan, açacak mısın kollarını, yeniden ısıtacak mısın benimle varlığımı, yine her an.....
sensizliğe isyanı, başlatan gözlerimden dökülen yaşlarımı, silmek için gel n’olur. sabır taşı olsaydı, inan çoktan çatlardı hasretinden ne çektim, bilmek için gel n’olur…
sonsuz mu bu geceler, neden geçmez bilemem çektiğim ızdırabı, düşmanıma dilemem. İmkanı yok bir tanem, artık sensiz gülemem yüreğimde acıyı, bölmek için gel n’olur…
geçti koca bir ömür, işte son nefesteyim duyarsa gelir diye, hâla o hevesteyim. biten ömre yanmamda, senden en son isteğim hiç olmazsa namaz`ım, kılmak için gel n’olur…
her gece kan-ter içinde uyanıyorsam eğer hasretin ateş olup giriyorsa koynuma seni düşünüp özlüyorsam, uyuyamıyorsam ıslanıyorsa kirpiklerim seni her andığımda yağmur olup yüreğime yağıyorsan her gece her düşündüğümde hızla çarpıyorsa kalbim sensiz bir kez olsun gülmüyorsam bu şehirde savruluyorsam sokak sokak ürperiyorsam yaprak yaprak esip geçen rüzgarlara sor beni
hasret ateşleri yağıyorsa üzerime her gece kül ateş, ateş alev, alev kor olup yakıyorsa kahroluyorsa kalbim seni andığımda ve hiç bir kural tanımıyorsa artık titreyen yüreğime söz geçiremiyorsam kaçmak istedikçe sana dönüyorsam yine ölüyorsam aşkından her gün dirhem dirhem ateş - alev sevdalara sor beni
seninle gözgöze her geldiğimde ben lal olmuş bülbül, sen gül oluyorsan boğazında kelimeler düğümleniyorsa çıkmıyorsa sesim, daralıyorsa nefesim konuşamıyorsam tek bir kelime depremsi bir titreme başlıyorsa bedenimde ve çözülüveriyorsa dizlerimin bağı şu deli - divane gönlüme sor beni
sensiz böyle boynu bükük duruyorsam eğer kirpiklerimden süzülen damlalar, ıslatıyorsa yüreğimi her gece. hep bulutlarda saklıyorsam gözlerini içime düşüyorsan tane tane her yağmur yağıdığında kirpiklerimin kıyısında martı olup uçuyorsan sesinden başka ses duymuyorsa kulaklarım susuyorsa denizler seni düşündüğümde gelip seriliyorsan kıyılarıma sular gibi gelip sokuluyorsan uykularıma gelip sokuluyorsan rüyalarıma sensiz geçen gecelere sor beni
damarlarımda aşk olup dolaşıyorsan şiir şiir duruveriyorsan içime her düşündüğümde seni her şarkıda nağme nağme doluveriyorsan kulaklarıma mavi bir coşku oluyorsan bedenimde aşkça çıkıp ırmaklarla dertleşiyorsam her gece ay gibi akıyorsan yüreğime beyaz tüller içinde yalnız yıldızlarla paylaşıyorsam seni sevdiğimi sana anlatamıyorsam bir kır çiçeği hüzün saçıyorsa gözlerime su olup akıyorsam, ateş olup yakıyorsam beceremiyorsam sana aşkımı anlatmayı beceremiyorsam sensiz yaşamayı ve ölmeyi şu seni ölümüne seven yüreğime sor beni
ağaran göğsünde sızdım yalnızlığıma gördüm yolların nasıl seğirdiğini gözlerinin içinde yollara düşecektin ben göğsünden düşecektim kanayan yokluğunda el yordamıyla sayıkladım geriye kalan buruşmuş kokunu çıkmaz sulara vuracaktım sonra kendimi yol yordam bilmeden sağanak gecelerimde vurulacaktım vurulduğum yerde özleyecektim beklide seni gök yüzüme çiseledi mülteci ömrümü ve ellerimde sadece gülüşünün yankısı öpüşüm ise rehin kaldı aşınmış yanaklarında ben hangi gökyüzünde söyleyecektim kendi şarkımı hangi maviliklerde bitecekti öznesiz yaşamım çırılçıplak kelimeler giydirdim en mahrem yerlerine nereye dokunsam hüzün bitiyordu parmak uçlarımda pusu kurmuştu sanki kederim nereye dönsem bir karayel sızıyordu sıtmalı gecelerime el sürmedik bir rengi kaldı mı ki bedeninin ebedi yalnızlığıma gömülüyorum işte açın bütün ışıklarını dünyanın bakire sabahlar yanaşacak morarmış ellerimden bir beslemenin yırtık şalvarına
ah ben seni ne çok seviyorum. hayat denilen süreç hep bir şeylerin özlemi ile, hasreti ile geçiyor. İnsan yüreği özlemeden duramaz mı? yoksa özlemeden durmamalı mı? hep bir şeylerden uzak, hep birilerinin varlığından mahrum.
İnsan gönlü o kadar geniş ki hep özleyecek ve özlemler son ana kadar devam edecek. belki de hayata anlam katan bu sessiz özleyişlerdir, hayatta kalma çabamıza enerji veren bu buruk hasretliklerdir. İnsan yüreği ne kadar garip değil mi?
bir deniz kenarında batıp giden güneşe hüzünle bakıp, kuru bir gözyaşıyla seni hatırlamaktır özleminin tanımı. her dalganın kıyıya çarpışı, herhangi bir martının rutin bir kanat çırpışı getiriyorsa aklıma seni, seni özlemişimdir. bakıyorum da seni özlemediğim bir anı da hiç özlememişim. İnsanların yirmi dört saat yaşayıp da benim yıllarca yaşadığım günlerin hiç birinden pişmanlık duymamışım. burnumda tütüyorsun demekten hiç bıkmamışım. senden km`lerce uzak bir yerdeyim. senin bilmediğin bir bankta . . .
güneşin el sallayarak uzaklaştığı anlara denk getiriyorum sahil yürüyüsumu her zaman aynı bankta tamamlıyorum. sensizce seni düşünmek zor değil. bir simitçi geçer yanımdan, bir falcı oturur yanıma, küçük bir çocuk annesinin kucağında, bir çift yürek birbirinin kolunda. seni hatırlamadığım an yok hayatımda. senden tamamen ilgisiz bir kitabın arasında bir hayaller albümü buluyorsa bu yüreğim özlemin doruğunda olduğumu kim inkar edebilir ki...
aslında bende seni özlemenin bambaşka bir raconu var. hasretinin gönlümde açtığı yaraların kurşun yarasından farksız olduğunu ve acısına ancak benim gibi bir şehir eşkiyasının katlanabileceğini ama benim bundan değişik bir zevk aldığımı senden başka kaç kişi anlar. gece yürüyüşlerimin yaralarıma iyi geldiğine hangi terapisti inandırabilirim. sessizce çırpınışım, seni özleyişim, her dinlediğim şarkıda seni bir kez daha keşfedişlerim ve gece yürüyüşlerimin zevkini hasretinle takas edişim...
ah ben seni ne çok seviyorum.
hayat denilen süreç hep bir şeylerin özlemi ile, hasreti ile geçiyor. İnsan yüreği özlemeden duramaz mı? yoksa özlemeden durmamalı mı? hep bir şeylerden uzak, hep birilerinin varlığından mahrum.
İnsan gönlü o kadar geniş ki hep özleyecek ve özlemler son ana kadar devam edecek. belki de hayata anlam katan bu sessiz özleyişlerdir, hayatta kalma çabamıza enerji veren bu buruk hasretliklerdir. İnsan yüreği ne kadar garip değil mi?
yokluğun buz gibi soğuk uzaklardan bir ses olmanı isterdim, bir selam, bir nefes... "üşüme" diye seslenmeni isterdim... bir el olmanı isterdim, bir kol... "özledim" deyip sarılmanı... en karanlık yerinde düşlerimin çıkıp gelmeni isterdim. kınalı bir bahar gibi, umut ışığı olmanı isterdim hayatıma... gelseydin ve yaslasaydım başımı omuzuna, ağlasaydım doya doya ... geçerdi üşümesi yüreğimin, geçerdi üşümesi içimin, kirpiklerimde yağmurlar dumanlanmazdı biliyorum...
seninle suları yeşil bir ırmağın kıyısında buluşmak, saçlarının kokusundan öpmek, içime çekmek ve serin soluğundan içmek, sana sarılmak, kucaklamak, uçmak isterdim…
ama nafile, aramızdaki bütün yollar kapalı... bütün dallar kesik... yokluğun buz gibi soğuk... üşüyorum... yüreğim de donmuş sanki. gözlerimde... ateşler içinde bedenim... öyle bir üşüme ki, hiç bir şey ısıtmıyor artık. bütün uzuvlarım uyuşmuş. ezip geçiyor ruhumu acılar...
yoksun işte, kalbimin kuyusu en hazin sesle inliyor şimdi. kirpikleri kırılan bir zamanın teninde, ağrılı şiirler topluyorum *******e şimdi... bilirim, sevmek ve özlemek bir ateşe dokunmaktır; yakmaktır yüreğini yangınlarda. ama ben üşüyorum. yokluğun buz gibi soğuk. yakacak bir şeyimde yok… ağlıyorum, buza dönüşüyor gözyaşlarım… ağlıyorum, akıp gidiyor gözyaşlarım çağlayanlara… bakakalıyorum ardından çaresiz…
ah! bir el olsan dokunsan alnıma, okşasan saçlarımı bir anne şefkatiyle.. geçerdi ağrısı başımın, geçerdi biliyorum... bir gül olsaydın bahçemde, koklasaydım nefes nefes, çekseydim içime derin derin... bir göz olup baksaydın gözlerime, çekip alsaydın içindeki hüznü... ah! bir bilsen nasıl sevinirdi yüreğim, nasıl sevinirdi dudağımdaki gelincik, kapımdaki akasya...
susuyorum artık derin derin... ve sessizce soluyorum bir hazan yaprağı gibi... oysa ne kadar çok hasretim konuşmaya, anlatmaya anlaşılmaya... oysa ne çok istiyorum, tüm bedenimden söküp almanı yalnızlığımı, hicranımı bir tılsımla... yüreğim kanrevan, dikenler acımasız, ayaklarım kırık koşamıyorum artık doruklara, menzil uzak...
gel. yüreğim ol seher gülüm, her ölümümde bana yeniden hayat ver. elim ol, ayağım ol, canım ol... gecem - gündüzüm ol... ağlayan gözlerim ol her damlada yeniden doğur beni, yeniden doğur umudumu. her öldüğümde yeniden yarat ki, seni ne kadar özlediğimi anlatayım yeryüzündeki bütün canlı cansız varlıklara, ne kadar çok sevdiğimi ...
önce sen gel sevgilim solmadan resimler, şiirler sislenmeden... islenmeden ******* ... sonra ölüm gelsin...
yoksun işte, kalbimin kuyusu en hazin sesle inliyor şimdi
"hayalin getirdi yine ecelibu sefer canını almaya niyetli yollar biraz daha yalnız dualar gecenin asiliğinde kabul buyuruyor! gördüğümüz düşlerin ardı yalan aşk bu bahar takvimlere dipnot; geçmişten hediye kalan ! boş caddelerden çıkmaz sokaklara uzanıyor artık yolum!
aynam kırık yüzüm sen kırgınlığım senden ey hüznü içimde büyüten; sitemin gözlerime olsun yeter! büyük aşkın küçük terk edişlerinde öldürdüğünüm ben!
dilsiz bir boşluk dadanıyor duvarlarıma! türküler sessiz kalıyor mağlubiyetime aldırmıyor şehr-i İstanbul kifayetsiz bırakıyor dudaklarımı...
aşk rüzgara tutunupnefes gibi işleniyor içime! ciğerlerim nikotin kokuyorellerim çatlak duvarların yüzünü taşıyor.
kalıyor kimliğin içimde! söyle şimdi yâr sükûta ermek için mi yüreğimi attın ateşlere? neden doldurdun gözlerimi kara-denizle? neyin hesabıdır bu kimedir bu ceza? öykülerin kahramanı belli değil mi hala?
çık karşıma vadettiğim aşktansunduğun terkleri al yanına!
bir kez olsun aldırma gururunabir kez olsun getirme eceli kapıma!
kara toprağın üstüne bıraktığım İstanbulalacak nefes bulamıyor göğünden. eski bir türkü fısıldayıp geçmişi alıp gidiyor içimden.
hesaplarını ödeyecek âcizane düşlerim biletini kesiyor şimdiden! her anönceki anın ruhuna rahmetler eyliyor ellerimizi sürerken yüzümüze kimliğimize ait bir yabancı büyütüyoruz geride! geçtiğimiz yollara ateşi bırakıpİstanbul oluyoruz rüzgarı giyiniyoruz üstümüze...
şimdi...ben eski bir yaraya yatırırken adını boylu boyuncasen alıştır kendini kara toprağa! kör bir kahraman olarak kal hayatımda! eskisi gibi ol(a)mayan bu şehirdesuskunluğuna verdiğim cevaptan al payını!
zaman kekemeydi gün bitti, elindeki güller de soldu, anımsanacak neler kaldı bugünden,paylaşılmış olan nelerdi sımsıcak belki bir türkü söyleriz geceye karşı saçlarını tarazlayan bir şafak olur,zaman kekemeydi ve tarihe sızan soytarılar gördük genç ömrümüzde ölüm peşimize düşende bir göçebeydik suretimiz ağardı kurulan darağaçlarına bütün sığınaklar uçurumlara açılırdı...rüzgâr suyu soğutsun şu terli bedenlerimizi ve aşkı düşünelim biz, destan yalnızlıkları konuşursak akşam olur ve yine yağmur yağar gidersek gülüşler azalır buralarda kim bulur kayıp adresteki dostları bir karanlığa bakıyorum bir de zamana,ay büyüyüp bir gül oluyor ellerinde senin ve ancak yeni bir yorumu oluyor aşkın, saçlarından sızan bu karanlık yağmur, ayın çağıltısıyla tutuşuyor begonyalar, saçlarındı diye düşünüyorum ömrümüzü çözdükçe savrulan rüzgârdı saçların, ve ikide bir aklıma düşüyor aynı soru, - aşkı bilmiyorsam nasıl değiştiririm.... kendimi, seni ve bütün dünyayı....
-------------------------------------------------------------------------------- sen, rüyalarında taşınmayan bir güzellikle yolculuk ederken, benim yastığımın altında azrail`in kalbi atıyor.
gecenin bir yarısı ve eylülün tam ortası. pencere açık, yazı özletecek bir serinlik var dışarda. yazı yazdığım kolum üşüyor ama kalem cehennem kadar sıcak ve dokunduğu her bir satırı yakıyor. sanki faili meçhul cinayetlerin katili gibi, önce işini yapıyor ve sonra kanıtları ortadan kaldırıyor.
İlk değil benim bir gece yarısı uyanışım ve elime kalemi alışım. sen, rüyalarında taşınmayan bir güzellikle yolculuk ederken, benim yastığımın altında azrail`in kalbi atıyor. sesini duyduğumda bir kabus meydanında, ölü toprağına karışmış kanım bir gül yeşertir kalbim renginde.
bir çingene kızı gibi saçların arasından kulağına taktığın çiçeğe bakamıyordum. gözlerin o kadar parlıyordu ki çiçeğe bakamadan solmuş oluyordu. şimdi dudaklarım arasında bıçak taşıyorum. sen yoksan sözler neye yarar; neye bilenecek şimdi bıçak, sözlerimden başka. çiçeği olmayan saksı nasıl bir saksı?.. güneşi olmayan dünya nasıl bir dünya?.. ve senin olmadığın bu kalp kırmızı rengi dışında nasıl bir kalp?..
bir sokak lambası bütün sokağı aydınlatmıyor. her kedi görünmüyor senin yokluğunda; yeşil gözleri seni hatırlatır diye. palmiye ağaçlarının soyu tükenmeli ben ölene dek; yapraklarındaki saçaklar kirpiklerini hatırlatır diye. senin güzelliğini hatırlatacak hiçbir şey istemiyorum. sadece gözlerimde bakışların kalmalı ve tüm hayallerimi süslemeli bir yılbaşı ağacı gibi.
eyeri olmayan at sırtındaydın ve yelesine tutunup rüzgarın peşinden günbatımı kızıllığına bürünmüş ekinlerin ardında kayboluyordun rüyalarımda. gece, az sonra bana senin hediyeni sunacak. hani gündoğumu serinliğinde soluksuz öpüşmelerin bize görmemizi engellediği güneşin ilk ışıklarını.
bir el istiyorum başımda... saçlarıma dokunsun istiyorum, tüm bedenimden söküp alsın yalnızlığımı tılsımıyla... bir el istiyorum dokunsun saçlarıma yumuşacık ve alsın tüm donuklukları usulca. bir göz istiyorum gözlerimde... anlamsız bakan gözlerimin içini görsün, hâlâ arkalarda kalmış ışık huzmelerinin içine dalsın, çıkarsın tüm umutlarımı eski sandığın içinden, açsın da ışığı ile umut olsun yollarıma, yolum olsun yordamım olsun istiyorum... bir omuz istiyorum... başımı yaslayıp uzun uzun ağlayabileceğim. yıllardır biriktirdiğim hüzün tanelerini tek tek dökebileceğim bir omuz istiyorum. ona yaslanınca her şeyi unutmak istiyorum, sıcacık olmak... ıçimi huzur kaplasın istiyorum, hiç konuşmadan saatlerce orada kalmak, hiç konuşmadan anlaşılabilmek istiyorum... biliyorum, ne de çok sey istiyorum... bunların sadece puslu bir hayal olduğunu da biliyorum. seni bende var edişimi, aslında sadece bende olduğunu, aslında sadece bir hayal olduğunu çok iyi biliyorum. ama yine de seni çok özlüyorum, yine de çok üşüyorum, ve yine de seni istiyorum... ben, hüzünlerime geri dönüyorum...
gün batar usul usul kararır gece bardaktan boşanır yağmur sel olur gider... gündüzler geceler ne zaman biter? şu batan gügün batar usul usul kararır gece bardaktan boşanır yağmur sel olur gider...gündüzler geceler ne zaman biter? şu batan güneş nereye gider? buharlaşır yeniden dökülen su bulutları sil pencerenden sevgi devrialemi bu yeniden doğar herşey `herşey bitti` dediğin anda bir gül kök salar damarlarında herşey biter bir şey bitmez...herşey biter sen bitmezsin ne ömrümde ne de gönlümde...neş nereye gider?