her an seninle yaşıyorum…gözlerin düşüyor bir yıldız gibi.. üşüyen günüme sevgin sıcaklığını veriyor. dilim de söylenen her şarkıda sana bir ez daha “seni seviyorum” diye sesleniyorum. seni sevmek bir kuru ekmek gibi. her lokmada daha çok sevmek seni.sana sevdalanmak yağmurun gökyüzüne olan aşkı gibi. çiçeklerin gövdelerine aşık olmak gibi. yıldız olup gözlerinde kaybolmak, belki senin sevginde nefes almak ,yalnızlığa bakıp mutluluğun gölgesinde serinlemek gibi. öyle tutulmuşum ki herşeyimi sana verdim. sevmek için yüreğine konakladım. bir misafirdim ilk önceleri artık kalıcıyım. dertlerimi sende unutup hayatın acı suretlerine seninle gülümsüyorum. uçurumun kenarında solmayı bekleyen bir çiçekken sevginle yeniden mutluluklara tomurcuk açıyorum. sen farklısın.. canımdan biri nefesimin rengindeki suretisin sen. adı konulmamış destanın tek sahibi kalbimde ki tek cansın! hayata dair tek umudumsun. dşündükçe seni aklımda büyüyor bu sevdan. daldıkça gözlerim gözlerin geliyor aklıma. satırlara döküp sevdamı her yazışta yine seni yaşıyorum. sen nefes aldıkça ben mutluyum buralarda. seni hayatımda yalnız seni bu kadar çok sevmişken kalbime hediye ediyorum. zenginim çünkü senin tarafından seviliyorum. en büyük aşkım her nefesim sana feda olsun. hayatımda ki en büyük sevdasın yarınlara dair. seni seviyorum kanatlanan her kuşun gözbebeklerine yarınlarda yaşayacağımız mutlulukları yükledim. her gceye bir şiir yazdımadınla başlayan. öylesine seviyorum ki seni bu dünyada birleşmezse de kollarımız seni cennetin güllere açılan bahçesinde bekliyor olacağım. yaşadıkça bu nefes senindir. her gece sana dua ederek sarılıyorum yokluğuna. her rüzgar da kokunu arıyorum. ve seni kalbimin en derin yerinde yaşatıyorum. seni sen diye canımdan bir parça diye seviyorum.. seni seviyorum!!!
---hani, son sözünü duyduğum o sonbahar var ya------ nasıl sevdim seni biliyor musun … zamandan ve mekandan soyutlandırarak, dünden ve yarından arındırarak , saydamlığını sığdıramadığım beyazlıklarla, hiç kimsenin görmediği sığ sularımı enginliğine bağışlayarak her şeyimi sunarak ülkenin varlığına sevdim seni…. geçmişi örerken zincirlerimle , değdirmedim izlerini ; saflığının dokunulmazlığına…. gömdüm öncesini yedi kat karanlığın zindanlarına…. öldürdüm senden önceki benliğimi… yeniden doğuşun kanıtıyım şimdi …. varlığının armağanıydı uyanan gözlerim gözlerinle……. kendimden bile kıskandım paylaşamadığım senliğini… gölgene değmesin istedim ayak izlerimdeki sancılar.. … acılarımı görmemelisin, kanarken gözlerim… değmemeliydi sözlerin şiirlerime …. öksüz çocuklar gibi sarıldım sıcaklığına… ve bir gün; ağlara dolandı yollarım sokakların çıkmazlarında… kalmadı geriye benden , ne kırıklarım var topladığım darmadağın hayatımda ne de haykırışlarım duyuluyor artık sessiz çığlıklarımda…. sığ sular üşütüyor değerken soğuk bedenimi ben her gece ölüyorum sevgili, her gece bitiyorum…..
------bil ki! bir ben silemedim yüreğimden seni...
sevmek... dile kolay, kalbe ağır duygu. hatırlıyor musun ansızın çıkıp gelerek nasıl da yüreğime taht kurduğunu. ayrılıklar... hüzünler... gözyaşları... hepsi zalimce birer birer gelip yüreğimin başköşesine oturmuşlardı. hayat, simsiyah bir tüle sarılmış açılmayı bekleyen bir hediye paketi gibi önümde durmaktaydı. hüzün yüklü karabulutların hızla yüreğimi kaplamaya çalıştığı bir zamanda, inatla girdin kararmaya yüz tutmuş dünyama... kilometrelerce uzaktan, bambaşka bir şehrin, değişik havasıyla, taşıyla, toprağıyla... umutlarıyla. şiirleriyle. farklı yaşamı ve sevdalarıyla her şeyden önemlisi sevgi yüklü, sıcacık yüreğiyle geldin. karanlık bir girdabın içinde sürüklenmekteyken, tüm sevginle ve gücünle çekip çıkardın. yaşamı yeniden sevmeme, hayata yeniden bağlanmama sebep oldun. bu yüzden sevdim seni. öyle farklıydın ki, yüzyıllardır kapağının aralanmasını, içindeki gizemin keşfedilmesini bekleyen kara kaplı bir defter gibi görmekteydim seni. ben bu defterin kapağını ilk açtığımda, dokunmakta olduğum simsiyah ve sert yüzünün aksine, bembeyaz sayfalara yumuşacık bir yazıyla yazılmaya çalışılmış kocaman bir ömür gördüm. neler yoktu ki içinde, ayrılıklar, ümitsiz bekleyişler, kederler. mutluluk getiren sevinçler, gözyaşları. yarınlara gülümseyerek bakan sevmeler... daha neler... neler... kara kaplı deftere yazılmış, her bir cümle, yüreğime gemici düğümleri misali açılmamacasına, düğümlüyordu seni. günüm seninle başlıyor, gecem seninle bitiyordu... sesini duyduğum zaman yüzümdeki goncalar gül misali açılıyor, dünyam seninle dönmeye başlıyordu... yolda yürürken, otobüse binerken, yemek yerken, insanlarla konuşurken, kısacası nefes aldığım her an, konuştuğumuz her cümle, anlattığın her hikâye, okuduğun her şiir beyimde yankılanıyordu. ben sensizliği bile seninle yaşıyordum. bu yüzden seviyordum seni. hatırlar mısın? gökyüzünden aynı beyazlığın yeryüzünde iki farklı şehre yağdığı bir kış günü, gece yarısına doğru aramıştın beni... eve gidiyorum, bu soğuk havada sesin içimi ısıtsın istedim demiştin. biz birbirinden kilometrelerce uzakta, iki candık... konuşmaya başladık, konuşma uzadıkça, dışarıda olanca hızıyla yağmakta olan kara aldırmadan, sen park ettiğin arabanın içinde, ayaklarını hissetmekte zorlanana dek, bense soba yanmayan buz gibi bir odada soğuktan parmaklarım buz tutana kadar konuşmuştuk. yaşamın her hali gelip geçmişti telefon tellerinden... hiç kimse, yağan kar altında kulağıma senin gibi şiirler okumadı. hiç kimse bana senin baktığın gibi bakmadı. hiç kimse beni, senin sevdiğin gibi sevmedi. ve hiç kimse ama hiç kimse yüreğinin sıcaklığı bana senin kadar hissettiremedi. İşte, o gecede, ne dışarıda yağan kar, ne de aradaki mesafeler bana şiirler okumana, beni sevdiğini söylemene engel olamamış, o ana kadar hiç kimse beni senin kadar mutlu edememişti. sevdan bana yakıştığı için, sevdam sana yaraştığı için seviyordum seni... sana kavuşmak, seni sevmek kadar yasak ve imkânsızdı. ben sadece olabilme ihtimallerini sevdim. ben kara kaplı bir defterin, bembeyaz sayfalarını sevdim. beyaz sayfalarsa kendisine dokunan her eli. ben sana âşıktım. sense aşk`a. ben seni seviyordum. sense mevsimleri. gelen her mevsimin kendine özgü bir güzelliği vardı, bu yüzden sen, sevemedin sadece beni... sen, baharda açan her bir gül tanesini sever gibi sevdin, yeni gelen her sevgiliyi... baharla her gelen sevgili için, unutup, sildin beni... bil ki! bir ben silemedim yüreğimden seni... çünkü ben seni unutmak İçİn sevmedİm kİ...
yuregin oylesine guzel ki onu incitmelerine izin verme. ne sicakligini yitir ne de sevgini. hayatta tek korkun unutmak olsun, seni unutana yaziklar olsun.
guller anlatsin sana olan sevgimi. guller anlatsin yalnizligimi, caresizligimi ve yavas yavas eriyen yuregimi. guller anlatsin ben anlatamadim sana olan ozlemimi
ah nasıl anlatsam. seni nasıl sevdiqimine kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı,
öyle içimdesin ki. yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların. küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın. yani öylesine, o kadar bensin ki. ah nasıl anlatsam. boşuna bu çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım. ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var. yalnızca hissediyor insan, yaşıyor. kelimeler eksik, kelimeler yaralı. kelimeler cılız. taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu. ben de. çok başka bir şey. sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi insan? aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken? gözlerine buğu, diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca? gelmeyeceğini bildiği mektup için, posta kutusunu hep aynı heyecanla açar mı? dedim ya, başka bir şey bu. ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde. belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni. en derinlerde tuttum. bana sakladım. derine, hep daha derine. seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım. paylaşamadım yanlış yaptım. sana ulaşan yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar. kendimi oradan oraya vurmam. sağımda, solumda, ne zaman dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam, hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam. denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin, acılı duvarları gibiyim. duvarlarım yosunlu, duvarlarım kaygan, duvarlarımdan hiç tükenmeyen sular sızıyor. tutunamıyorum. renklerim, gün içinde değişiyor. soluyorum, soğuyorum. güneş ulaşmıyor içerilerime. küfleniyorum, yaşlanıyorum. yalnızlıklar peşimde. dokunduğum her ıslak duvardan, pis kokulu bir yalnızlık bulaşıyor üstüme. biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum. seni sakladığım yere ulaşamaz oldum. yollar, gitgide uzadı ve karıştı. ümidimi ısıtacak, parlatacak, kımıldatacak bir şeylere ihtiyacım var. ah onun ne olduğunu biliyorum. sonu sana geliyor her cümlenin. her şeyin başında içinde ve sonundasın. bu değişmiyor. öyle içimdesin ki. birden aklıma geldi, tuttum sana bir mektup yazdım. çok mutluyum. gün içinde neler yaptığımı, nelere kızıp, nelerle mutlu olduğumu, tek tek anlattım. mevsimlerin ve insanların nasıl karışık ve beklenmedik olduklarını yazdım. "yine zamansız yağmurlar" dedim, "daha önce, hiç bu kadar zayıf değildi güneş ışınları" dedim, "gerçekten buradaki şarkıları hiç öğrenmeyecek, bilmeyecek, söylemeyecek misin?" dedim. çok uzun bir mektup oldu. başından sonuna kadar okudum. neler yazmışım diye merakımdan. sonra çekmecemden bir zarf çıkarıp, adını yazdım. büyük harflerle, yalnızca adını. adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum. mektup cebimde. cebim yüreğime yakın. yüreğim sende. sen yüreğime yakın. öyleyse mektup sende.. mutluluğa layik olan bİrİcİk sevgİlİme.......
baskaydi senle her sey, tanimak bilmeden sevmek guzeldi, öyle sakin öyle nedensiz cikarsiz ve her seyden fazla sevmek tum tum imkansizligina ragmen gerceklesme ihtimalinin hic olmamasina ragmen hayal kurmak..
İlk karsilasma gözlerin kim bu ya, nerden çikti simdi dedigim adam nasil birseydin anlamadim uykusuzlugum oldun cogu zaman bazen unutmak icin gun boyu uyudugum bazen agladım…
sen bilmesende anlamasamda kocaman bir ask yaşadim ben seninle..
yalniz sana aitmisim gibi yasadim kac defa sen bilmeden sana senİ sevİyorum dedim…
bir bilsen bazen elini sıktıgımda sana beni bırakma dedim defalarca yalvardim sana kal ben raziyim olacaklara diyee bilmedin ki anlamadin ya da anlamak istemedin ...
şimdi unuttummu ? guldurme sen ne tutkuydun benim icin nede heves sadece kocaman bir sevgiydin aklimi basimdan alacak kadar halaa bendesin sadece seni istemekten vazgectim sevmekten degill… aslaaa
---------gece yokluqun ve yokluqundaki “ben’’-------------------
saat sabahın 4 dü … yine kendi halimde takılıyorum yine her qecenin sabahakavuştuqu bu saatlerde … radyoda seni seviyorum diyor rafet el roman, sensiz yaşamak çok zor qeliyor bana ..
koltuqumda oturuyorum, bir elimde kalem, sol elim anlımda , kolum masaya dayanmış waziyette.. İtiraf ediyorum , seni düşünüyorum. ne kadar inkar etsemde , kendimi ve de herkesi ne kadar kandırsamda seni düşünüyorum işde.. su qibi ekmek qibi, aklımdasın işde.. oysa sen yoksunki yanımda, her zaman ki qibi.her zaman olduqu gibi.ben yine de seni düşünmekten vaz geçmiyorum. vazqeçemiyorum. ve her qeçen qünümde, her qeçen saatimde, her qeçen anımda, seni daha çok özlüyorum..
şimdi bu saatlerde sen enqüzel düşlerin tam ortasında, en qüzel hayallerin, deryasında, yepyeni dünyalardasın. kimbilir beni bir daha anmayacaksın. hatırlamayacaksın. olsun. ben seni senin yokluqunda, seni düşleyerek, seni özleyerek sevmiştim. hani yılmaz erdoqan’ında dediqi qibi ben senin beni sevebilme ihtimalini sevdim.
mutluluqun benden uzakta olmaktaysa, mutluluqun sesimi bir daha hiç duymamaktaysa, mutluluqun başka ellerde, başka dillerde başka qönüllerdeyse, ve senin mutluluqun benim mutsuzluqum olacaksa da yinede olsun qüzel qözlüm. ben yinede seni düşünüyorum.
seni seviyorum… seni seviyorum... senİ sevİyorum...
masamda ki kum saati seni hatırlatıyor düşen her kum tanesi yokluğunda döktüğüm gözyaşımda olsa gökyüzünden kayan her yıldızı ellerimle tutuyorum yeter ki senin dileklerin kabul olsun ve mutlu ol diye sen mutluysan bende mutluyum üzüm gözlüm yıldızları sevdiğim gibi… seni seviyorum… seni seviyorum... senİ sevİyorum
bir telaş sardı yüreğimi oyun oynamayı seven çocuklar misali kendi ellerimle sana kağıttan gemiler yapıyorum adını “aşk gemisi” koydum gözbebeklerinde yüzdürüyorum kahverengi gözlerinde hayatı mavi görmeyi seviyorum maviyi sevdiğim gibi… seni seviyorum… seni seviyorum... senİ sevİyorum
her yağmur yağdığında kendimi bu şehrin sokaklarına atıyorum şemsiyemi asla almam yanıma her gün ıslanan sokak çocuklarına havam olmasın diye onların şemsiyesi benim ellerimdir… yeter ki onların saç telleri ıslanmasın, çocuk gülüşleri solmasın… onların gözlerine bakınca gülüşün gelir aklıma yüreğinin altında aşk’tan sırılsıklam olmak en güzel duygu yağmurları sevdiğim gibi… seni seviyorum… seni seviyorum... senİ sevİyorum
çocukluğumda; bir tepeye çıkıp uçurtma uçurtmayı çok severdim uçurtmamın ipini asla uzun bırakmazdım gökyüzünde tellere takılmasın diye uçsun ama yakınımda uçsun yeterdi bana sen benim çocukluğumda ki uçurtmam gibisin yüreğimin tepesine oturttum seni istediğin yerde ol ama yüreğimden uzaklaşma uçurtmaları sevdiğim gibi… seni seviyorum… seni seviyorum... senİ sevİyorum
yedi tepeli İstanbul daha bir güzel seni gördüğüm zaman… bir tepesinde değil her tepesinde sen varsın o yüzden daha çok seviyorum İstanbul’u denizi daha mavi, yeşili daha yeşil seni özlediğim zaman… İstanbul’u sevdiğim gibi… seni seviyorum… seni seviyorum... senİ sevİyorum
ben babamın ilk göz ağrısıyım ilk kollarının arasına aldığı, canından bir parçasıyım ben babasına hayran, babasına aşık bir karakızım göz rengin, gülüşün, bakışın, kendi halinde olman saçlarında ki aklar bile aynı babam.. sen benim ölümsüz sevdam, ilk göz ağrımsın babamı sevdiğim gibi… seni seviyorum… seni seviyorum... senİ sevİyorum
seni seviyorum…. yavaş yavaş ilerleyen aşk (bebek) seni seviyorum... inişli çıkışlı aşk (hayat) senİ sevİyorum… artık söyleyecek sözüm kalmadı (yüreğim)
seni ne çok sevdim , ben ne çok gözyaşı döktüm senin için, geceleri sen yatağında meleklerin kanatlarıyla uçarken ben penceremin önünde senin rüyana girmek için dua ederdim.bir bakışına, bir dudak kıvrımında titreşen gülüşüne ulaşmak için bu canımı seve seve feda ederdim...
---------biraz sana ihtiyacım var-----------------
el yapımı temiz dövülmüş. çapaksız çeperlerde birikti acı senden sonra. sonrasını bilmek değil de. yaşamak öyle ağır ve anısını öyle hızlı siliyor ki sana dair olanın: eskime diye o zamanlar, İçimden ne sen geç istiyorum, ne de kendimden geçeyim. sen öyle hemencecik gelmiyorsun aklıma. sen gelince depremler de geliyor, uçurumlar durur mu, onlarda geliyor elbet.. sen giderken.. gitmedin ya, bu ayrı mesele. giderken bıraktığın sessizlik de geliyor aklıma, şarkılar başlıyor, şakağımda, tetiği düşmüş şarkılar. kimi görsem yapışıp yakasına, şarkılar soruyorum sonra, içinden sen geçen şarkıları. ne bilen var benden başka, ne duyan. salı ver beni bu anıdan, böyle çıldıramam, çıldırmış olamam, bize bunlar olmuş olamaz , salıver sevdiğim. salıver lütfen. öğle vakti göğsümü güneşe asıyorum artık. derdim biraz kurumak, içimi kurutmak sanki.. gerçi buna kurumak mı denir, yoksa yokluğunun takvimin de kavrulmak mı, bilemedim. bilemedim ama belki bir gün diye, o bir gününün hatırına gizlendim işte neyleyim. adın yokken, adlara yazılmış şiirlerden gizlendim. hayat, karşı pencerede gizlendiğimi bilen isterikti, ayartmaya alesta. tüm perdeler sıkı sıkıya tembihli, uzun uzadıya gizlendim. soyundu sonunda hayat, vaktidir der gibi. vaktiydi evet, anladım. gözüme kestirdim ben hayatı, yolu yok, vaktidir. o da bunu biliyor da, bildiğinden böyle yapıyor sanki. hani içim kaldırmaz, aldı işte aldığını üstü kalsın dedim ya, aldırma sen, unut lütfen. şimdi sen giderken dilime döktüğüm, naftalinleri siliyorum. sanki mevsimi gelmiş gibi, sanki sen gelmişsin gibi. biraz sana ihtiyacım var birazda sana, hepsi bu. dilinde aşk sektirene durgun sular gerek, benim içimde denizler devriliyor. neredeysen seslen, bir kez bile olsa bak bana ne olursun, hadi dokun. dokun bak, ellerim hala nasılda yanıyor, yanıma bıraktığın son gecenin alevinde. bırak aylım o dudaklarını yüzünün nar dallarından. alıp ömrümün babil kulesinde infilaklara süreyim bırak. dinsin bu kanardağ. bırak dinlensin darısını başa çeken nazarlar. kendi sesimi, kumu kurumuş kıyılarda beklediğim, çığlıklarım geliyor gördüm. gördüm, iç denizlerimde çocuk seslerinden kocaman açıktı. sağrısı ıslak atlara binmiş koşar kanat geliyor diyorum. bırak omuzlarını örtsün yaşam sevincim sal gibi ve sen, anlı göğü öpen dağlar serili ilkyaz saraylarıma çekil benimle. bırak boynuna sarılsın gözlerim, bırak. bak, yüzümde yeni geçmiş ağrıların ferahlığı var. dişlerime inciler iltica ediyor gülerken görmüyormusun? delirdim sanma sakın, aklımda filistinli çocuklar taşlıyor, bu bir intifada. bu aşktan başlayıp aşka kadar bir anlamaya varma. İçimin yeryüzüne dağılmış anılarına ağlamayı bıraktım ben anla. elimde mevsiminden kaçmış erguvan kokularıyla, ömrümün önünü temizleye çıktım, gör ne olursun. dedim ya biraz sana ihtiyacım var. biraz da sana, hepsi bu.
gözlerine bakmak isteyip de bakamadığımsın. sen benim oynadığım en büyük kumar, sonunda kayıp etmekten korktuğumsun. sen dokunmak isteyip de dokunamadığım, hayalini bile kuramadığımsın. sen ömrümce aradığım fakat yanlış zamanda bulduğumsun... başkasının değil de senin olmak isteğiyle uyandığımsın
sen anlatmak isteyip de anlatamadığım, yaşamak isteyip de yaşayamadığımsın... İmkânsızlıkları kaldırıp yalnızca sana ait olmak istediğimsin
bütün yazdıklarımın sahibi yalnızca sensin
sen hem bana okyanuslar kadar uzak, hem de bana bendende yakınsın. seni o kadar çok seviyorum ki
bütün olumsuzluklara karşı tek direncimsin her şeye rağmen vazgeçemediğimsin... ve yağmurlar altında tek değil de
senle beraber ıslanmak istediğimsin senden vazgeçemem...
------------ağlama bebeğim--------- akan gözyaşlarının bir damlasına kıyamam ben ağlama bebeğim; ağlama bitanem bu aşk bizi neyledi; yüreğimizi dağladı gönlümüze hasretin acısı çöktü ağlama bebeğim ne olur elimizden ne gelir bak hani birbirimize söz vermiştik eğer kavuşamazsak evet eğer kavuşamazsak gözyaşlarımızı tutmaya söz vermedik mi? sil gözyaşlarını ne olur ağlama ağlama bebeğim...
---------neylersİn-------------------------- birgün bu mahsun sevdadan geriye kalırsa sadece o hüzün kalır sende anladın ki yapayalnızız buluşmamız yasak, görüşmemiz uzak devrilmiş kadehler gibi dönüyor başımız neylersin
ah güzelim, incinmiş bir sesi vardır yağmurun yanaklarına vurduğunda hissedersin ve bir veda sözcüğü saçlarına titreyen bir öpücükle dokunduğunda bu anı dondurmaya yetmez nefesin bir film sahnesi gibi akar gider ayrılık neylersin
biz zaten hiçbir romanda kendi hayatımıza rastlamadık bütün şarkılar bizi yanlış anlatmıştı ve bütün bulmacalar yarım bırakılmıştı tenha sokaklarda üşüyüp durdu sırtımız oysa tuttuğumuz balıkları bile yeniden denize bağışlamıştık biz hayata dair hiçbir yanlış yapmamıştık neylersin
biz bu sonucu haketmedik hayır, etmedik ömrümüz bu talana lâyık değildi bazen acı vurdu bazen de yağmur hiç gülmedi yüzümüz hiç büyümedi gülümüz bizi yalnızca akşamlar kucakladı biliyorsun sabaha çıkmayan bir yoldu yürüdüğümüz
`bazen acı dinmez, bazen de yağmur sevgilim gülümse herşey unutulur suskunuz bu akşam üstü hasrete yanmışız neylersin...`
birgün bu öykünün sonuna gelince ansızın desem ki `hoşçakal canım` unutursun, mecburen unutursun yıldızlar söner, bu aşk da biter bazı gün hatırlayınca sessizce ağlarız neylersin..
ah bebeğim, ah.. kekremsi bir tadı vardır gözyaşının dudaklarına sızınca farkedersin İçindeki vurgun aşklar mezarlığında ayrılık, ölümden üste yazılınca gideni durdurmaya yetişmez sesin bir inme gibi dolaşır bedeninde pimanlıklar neylersin...
biz zaten hiçbir sinemaya tam vaktinde yetişemedik bütün vapurlar bizden önce kalkmıştı ve bütün biletler biz gelmeden satılmıştı boşuna telaşlarda yorduk günlerimizi oysa nuh`un gemisi`nde bile, bize yer kalmamıştı ve hiçbir mutluluğa adımız kaydolmamıştı neylersin
biz bu aşkı sürdüremezdik, inan sürdüremezdik kalbimiz bu heyecana müsait değildi bize hep acılar kaldı bize hep yağmur unutmasan bile artık unutur gibi yapacaksın ve buruşturup buruşturup attığım kağıtlarda hiç bitiremediğim bir şiir olarak kalacaksın.
bilirmisin bende paylaşmak nedir? nefesin kesilirse al canım senindir! gittiğin yol ucurumsa sen geri dön bebeğİm… o İlk adım benimdir kalbimi kırmak suya yazı yazmak kadar zordur. kalbimi düzeltmek ise gece doğan güneşe dokunmaya benzer. sen o suya yazı yazdın. şimdi güneşin doğmasını bekle.
---------bana hayatı anlat-------------- yaşayabilmeyi umutlardan bahset bu gece hayallerden her şeyin ne kadar güzel yaratıldığından bu gece pişmanlıklar olmasın kırgınlıklar, sönmüş umutlar, yıkılmış hayaller olmasın bana biraz beni anlat bu gece öfkemi al, unuttur yaşanılanları buğulu bakmasın gözlerim sevdalı bakmayı öğret bana hadi inandır gözlerimi gözlerine bana mutluluğu anlat ağlamamayı öğretmeyi gözlerime oyunlardan bahset bu gece çocukluklardan herşeyin ne kadar saf ve temiz yaratıldığından bu gece kirli hiçbirşey olmasın kin, nefret, ahlar, beddualar olmasın ve pişmanlıklar… bana biraz beni anlat bu gece nefretimi al, unuttur yaşadıklarımı boş bakmasın gözlerim doldur tüm benliğinle bana biraz seni biraz beni anlat bu gece…
-------ben ve sen-------------- aramızda bir uçurum kıyılarında çiçek boşluğunda çiçek kokusu bir ucunda sen diğer ucunda ben sana ağlar gözlerim seni göremeden sana çarpar yüreğim seni her an özleyen bir kıyıda sen bir kıyıda ben aramızda sonsuzluk var seni benden esirgeyen ya sensiz acı çekmek yada sonsuzlukta sensizlik ile ölüm arasında bir tercih yaptım sensiz yaşamaktansa bedenimi boşluğa bıraktım.
ölürsem sevdiğim sana doyamadan bir mezar kazdır ama ağlamadan tabutumun rengini isterim kara örnek olsun tüm sevip de ayrılanlara eğer bir gün yolun düşerse o mezarlığa otları sararmış bir mezar ara orda sana tapan bir sevgili yatıyor
gün batar hasretim çöker içime bir garip olurum senden uzakta gözümde büyür mesafeler bir şeyler düğümlenir boğazıma dar gelir o zaman bomboş sokaklar sığdıramam yüreğimi koça şehre hiçbir şey istemem yalnızlığıma senden başka bir tek hayalin yeter ıslak gözlerime
hatırla ilk defa bir yıldız altında; aşkımı sildin gözlerimin yaşında, sensizlik alır beni götürür karanlığa; biliyorum uzaktasın yıldızlar altında. gel etme gözlerim yaşlarla doldu. bak kimse silmiyor hani zamanla kururdu? kurumadı işte karıştı denizlere, her yağmurlu günde düşecek ellerine…