benim fotoğraflarımı niye kaldırdığınızı bilmiyorum bahar hanım ama onca insanların arasından yanlız benim fotolarımın kaldırılması zoruma gitti neyse size başarılar allaha emanet olun tuncay_erses@hotmail.com (6) (922 07 08)
tuncay bey biz site olarak bize gelen hiçbir içerigi veya resimleri silmiyoruz gönderdiğiniz resimler sitemizde baki. sanıyorum siz bulamıyorsunuz hangi şirinizi hangi kategoriye gönderiyorsanız orda arıyacaksınız. bakın resminiz demekki silmemişiz ..tşk
sol yanımı acıtıp, seni alacağım İçinden, sana yollayacağım...!
halâ... halâ sevdalı gözlerine gözlerim hep mi sen koyacaksın aramıza alabildiğine mesafeleri! ben mi beklicem hep kapı eşiklerinde seni.. nereye kadar sürecek bu kovalamaca? kovalayan pes edip başkasına av olana kadar mı!! neye yarar o zaman bitmeyen bekleyişler... böyle olmamalıydı demek, seviyorum ama çözülmüyor düğümler demek sonra sesini alıp gitmek mi tek çözümün! o zaman geri ver bütün yaşanmışlıklarımı, emeklerimi,gözyaşlarımı... hatta aşkımı bile ver de öyle git burdan... madem kaçarcasına uzaklaşıyorsun benden daha fazla acı çektirmeden git... hep `çiceğim` dediğinin solmasını görmeden gitte daha fazla incitme gururumu! hem zaten sen değilmiydin beni mutlu etmek için varolan...``varettiğin gibi, yok ol şimdi!... kızmıyorum sana İnan..! sadece kırgınım, üzgünüm... tamam hadi kabulum gitmen, terketmen. ama hani sen şartlar koymuştun ya aşkımıza benimde birkaç isteğim var senden, bu sefer ayrılığımıza..! buralara birdaha uğrama olur mu? sakın çıkma karşıma... dayanacak gücüm yok cünkü gözlerine bakmaya..! ben sen gider gitmez yinede denedim,alışmayı sensizliğe...! sonra biraz suladım verdiğin çiçekleri, kıyamadım ölüme bırakmaya.. hatıralarımızın hepsini toplayıp pencereden dışarı atmaya varmadı elim... hersey bıraktığın gibi, ama ben hariç..! olmadı sensiz... ...ve artık bende gidicem buralardan... uzaklığına yol alıcam... hatta olmadı sol yanımı acıtıp, seni alıcam içinden, sana yollucam...!
ölüm gel ben kendimi kendimden almadan sen bana gel ve onu benden al. kendimi arıyorum bir türlü bulamıyorum. sigara dumanı çekiyorum ciğerlerime öldürürcesine bir nefes çekiyorum belki son nefesim olur diye bir türlü ölemiyorum bir nefes daha hala yaşıyorum binlercesini sindiriyorum içime sadece kendimi kandırıyorum ölümü sigara dumanında aramakla. oysa ölüm o kadar kolay ki bileğimdeki bir damarın üzerine derin bir çizikle o kadar yakın ki... yapamıyorum nedenini bilmiyorum ama beceremiyorum ölmeyi belki de cesaret edemiyorum oysa beni bu hayata bağlayan tek bir şey bile yok bunun için yaşamalıyım dediğim hiçbir şeyim yok uçurum kenarında hissediyorum kendimi çok yakınım bir adımla işim bitecek ama yapamıyorum kahrolası hayatın pimini çekemiyorum acıya gülmek hazmedilmeyecek kelimeleri yutmak sevilmeyecek şeyleri sevmek zoruma gidiyor artık sevilmeyecek, değmeyen sen için acı çekmek zoruma gidiyor artık
............. söyle; ............................ ` kaç adımda varılır, gözlerinin uçurumuna `
derin derin çekiyorum İstanbul`u yalnızlığıma, sararan bütün mevsimler de olduğu gibi yada solduğu gibi sevinçlerin kifayetsizliği.
hazan dediğin savrulmaktır aslında hissiz bir melodinin karasuların da...
ne anlatsa şarkılar, gözlerini anlatır senin kara günlerin, kara hikayaleride vardır şarkılar da ama biz yabancı oldukça kendimize solar bütün baharlar, ve tabi sevgilerimiz de...
zincirleyip hatıraları yüreğime, sancısıyla yaşarım mevsimleri sen felaketim olursun, felaketler eşliğin de.
bir şiire gözyaşı düşüyorsa, o şiir ağlamanın ta kendisidir aslında.
karşılığı yok çektiğimiz acılarında karşılıksız sevmeler İçinde yaşamaktayız yaşamın hissiz, dengesiz anıların da, bir yalnızlık İçinde kaybolmaktayız...
yüreğimi bütün yıldızlara açmış bekliyorum seni solan bir çiçeğin derinliğinde saklıyorum...
gel diye soluyorum, dizelerin sonbaharın da arıyorum seni; bu şehrin yangınların da arıyorum; aşkın bütün anlamların da.
ayrılık, yarınların acısını bırakır ömrümüzün herhangi bir vaktine
yaşanılan acı sadece bir sözcüğün sıradanlığına sığdırılmıştır. oysa o, soluk alıp verilen her dakikada saklıdır. gecenin karanlığı ile gelen sızı, göçmen kuşların kanadına takılan sevinç, kuzeyden esen rüzgarın kokusu, sonsuz dokunuştur ayrılık. giden biraz yaşanmışlık biraz da yaşanacak şeyler götürmüştür. biraz kendi ömründen biraz da onun ömründendir götürdüğü. oysa gözlerdeki ıssızlıkta bulunmuştur aranılan. hiç bir bencillik kıyılarına uğramadan yanaşılan bir limandır yaşanılan. onca kalabalığın içinde çırılçıplak bulunulan yalnızlıktır paylaştıkları. uzun zamanlardan topladıklarıdır birbirlerine sundukları. giden götürmüştür bir ömür biriktirdiği acıları da.bir kuş kanadının çırpınışı kadar kısadır. her şey bir anda bitiverir. bulunduğu gibi, yüreğe kabul edildiği gibi, anlaşıldığı gibi değildir bu.zamanın hızı dahaacımasızca işler terk edişin durağında. başlarken duyulan kaygıların dizildiği, kuşkuların yer edindiği kadar uzun değildir ömrü. İki kirpiğin buluşma anından daha hızlıdır bazen ayrılık. o ilmek ilmek işlenen, günlerce diller dökülen ve bin türlü acının içinden süzülerek getirilen sözcüklerin sihrinden yoksundur. çünkü hiçbir yıkımın hassaslığa ihtiyacı yoktur. o anda ayrıntı da yoktur. o sadece yıkar giderken... ve yıkım zaman ile bir bağ kurmaz. çünkü zamanın yeri yoktur gidenin bıraktığı yerde. giden zamanı da almıştır yanında, gelecek geçmişin gölgesindedir artık. mısralara sığmaz olur acının derinliği. uçurumlar ile kıyaslanır yalnızlık. uçurum kenarında gezer güzel ve acı anılar. her seferinde kalandır bu uçuruma devrilen. ve hep kalandır anıların cenderesinde boğulan. fırtınalarda kaybolan, girdaplara takılan. bilir ki kurtulduğu her fırtınadan, çıktığı her kuytuluktan yokluğu duyacaktır. bundandır ki hep kalan, ayrılığın nedenlerini düşünür uzun uzun. bir kuyunun derinliklerinde bulacağı ışığın onu getireceğini sanarcasına. ç****iz kalınca, sanık sandalyesini kurar. bir kendini oturtur bir de gideni. ama bulamaz suçu tespit eden bir delil. hep işmanlıktır gelip dilinin ucuna dolanan. ve güzele dair anlara kızmaya başlar. güzel anlardan pişmanlıklar gelip oturur içine. İşte o zaman gerçekten bitmiştir aşk. yaşadığın güzellikten duyulan pişmanlık bitirir her şeyi. oysa kızılan ayrılıktır. ayrılanın acımasızlığıdır. belki de tanınamayandır kızılan. giden hep bir kapı aralamıştır kendine. bir perde çekemez yaşadıklarına ama daha bir güvenle bakar hayatına. oysa hep bir kırık ayna taşır yanında ve her düşündüğünde aşkı o aynadan bakar kendine. belki de kalandan beklediği itaattir, kabulleniştir, sesindeki ç****izliği hissediştir. bilmez ki ne büyük bir yalnızlıktır içine düştüğü. çünkü her veda kötü bir alışkanlık bırakır insanın hayatına. veda ettiğin gibi edilen olmanın da korkusunu salar yüreğine. o, acımasızlığın nasıl olduğunu bilir. bunun içindir ki, aşkı bir önceki gibi yaşayamaz. çünkü aşkta acıma olmadığı gibi acımasızlığa da yer yoktur. bu nedenle her yeni aşka bu korkunun gölgesinde başlar giden. artık giden değil kalan olmanın korkusu taşıyandır. her ayrılık, bir filmin sahnelerini bir romanın sayfalarını andırır. bu yara bir daha asla kapanmaz ve hiçbir ilaç iyileştirmez sanılır. artık ne kuşların kanatlarına takılan sevinci duyumsar, ne bir çocuğun tebessümünü fark eder ne de ağlamak onu teselli eder. o sadece, yalnızlığının girdabında nasıl boğulduğunu düşünür. her ayrılık, bitmişliğin veya zor ile kazanılanın kolay kaybedilmesinin kabullenilmemesidir; kendisine sorulmadan alınan bu kararın incittiği onur, sevgi sözlerinin ardında gizlenmiş olan terk edişin bir anda bilinmesidir ayrılık acısı. her veda çıktığı kapıyı açık bırakır. arkasından kapatmaz, kapatamaz. çünkü o arkasına bakmadan gidendir. arkaya bakmanın, bıraktığı yıkıntıyı görmenin anılarında silinmeyen bir acının resmini çizeceğini bilir. bu nedenle hiçbir veda arkasına bakmaz ve bu nedenledir ki, çıktığı kapıyı kapatmaz. oysa her veda şunu hep unutur; her aşk bir veda kapısından girer....
İstersen artık dönme!.. duvarıma asılı boy boy afiş karanlığım, yatılı misafirim olmuş kırgınlığım ve sana bir bedel borcum varken uykuya geçilmiyor... süslü sevda sözcüklerinde değildi aşk, o üç harfin izdüşümüydü yüreğimizdeki. çünkü büyük tufanlardan sonra herşey kendinden ibaret kalır. bir meltem rüzgarına bile yenik düştün sen. gözümde büyüttüğüm aşkın ardına seni öyle bir sakladım ki, sen kendini aşktan kudretli sandın. bu yüzden onuru incitmek kolay oldu senin için... nasılsa her döndüğünde açılacaktı kapı.aşkımın büyüklüğüne o kadar güvendin ki, asıl varlığını yani beni üzmekte hiç zorlanmadın. her gidişinde dilenmedim, diledim. hayalleri ve umudu böyle insafsız harcamamanı, beni acıtmamanı diledim. sen boynumu büküp, anlamlı suskunluğumu acizlik sandın; oysa ben aşkımın yüceliğinden çıkarmıyordum sesimi... çok kez üzdün beni, hiçe saydın onurumu... İstersen artık dönme. ardında bıraktığın saklı bir düş yok artık. gözkapaklarına bir kez daha yenilmezlik bayrağını çek ve sakla yaralarını. git ve bir daha dönme. bırak bu sefer yarım kalalım ve hevesimiz kursağımızda ölelim. daha fazla gururu ayaklar altına alma, bırak adın ne kadar temiz anılabilecekse o kadar temiz anayım. kaç bahar rüyam oldun, sensizlikte kaç volta attım, saymadım. kolay bulunmayacak bir sevda sundum sana, bozuk para gibi harcadın. sevdamı daha da eksiltmeden önce git ve bir daha dönme. bir buselik hatırın kalsın acı kahvemde, bir bedel, bir terkediliş borcum olsun... büyümedim ama sevgi büyüttüm içimde. çoğaldım, yenilendim. nice sevgiler yarattı, nice insanlar sevgimden. bir sen anlamadın aşk sensiz de, kimsesiz de yaşanır. "sensiz olmaz" demedim hiçbir zaman, hiç seninle olamadım çünkü. seni sevmedim, senin yüzünde yüreğimin yansımasını sevdim. aşkın büyüklüğünü sevdim. belki en gerçek düşümdün, belki en y alan gerçekliğim. aşk kadar büyük sevmeye çalıştım seni. bu sevgiyi, bu düşleri daha fazla eksiltme. İstersen artık dönme... büyümedim ama aşık oldum. yaşamak için bir sebep borçluyum aşka. kızmıyorum, sadece gidiyorum. şimdiye kadar hiç boş konuşmadım sana, şimdi de konuşmuyorum. sıkıldım bu nakarat ve her seferinde sevgiyi eksilten olaylardan. sen kırdın beni, bende daha fazla kırılmamak için gidiyorum. İstersen artık sende dönme... sözcüklerden parmak izlerimi silip, ruhumu zamanla mühürleyip gidiyorum. sensiz kaç acı yaşadım vekaç kişiye anlattım seni, saymadım. şimdi git! dön demem çünkü bende gidiyorum. olmayan kapıları çekip çıkıyorum hayatından. dönme sakın! tüm bildiklerinin bir adım ötesindeyim, bilmediğin duraklarda yeni sevdalarrı, yeni acıları, yeni mutlulukları bekleyeceğim. kendimi senin ellerinden azad ediyorum. bensiz bir hayat yaşa. benden arta kalanlarla bir düş kur. biliyorum, suç bende değil. bu yorgunluğumun, gidişimin ve dönmeyişimin sebebi ben değilim. yine de senin tüm suçlarını üstüme alıyorum. yeterki git ve dönme! bir daha beni üzmene izin veremem. bitsin bu uzatmalı sıkıntılar. bitsin ki, tükenmeyeyim. aşkı eksilttikçe kin bürüyor gözümü. bir defaya mahsus affediyorum seni, yeter ki ardına dönüp bakma... ardına dönüp bakma ve sakın gelme! ben bıraktığın sevdalı olamam artık. onulmaz yaralar bıraktın. bir hata yapıp arama, daha büyük bir hata yapıp dönmek isteme. bu sefer, bu dönüşün ayaz gecelerine dayanamazsın. bu dönüşün sonucuna katlanamazsın. çünkü bu sefer ben bırakıp gidiyorum, bu yüzden de seni kaybetmekten korkmuyorum. aklın varsa dönmezsin çünkü karşına dikilecek yürek gücünü aşktan alacak ve sana kin kusacak. seni affetmek kolay değil. sırf git ve dönme diye affettim seni ve aklın varsa dönme... bir gece ayazında uğradım evine. oturup iki fincan kahve içtik. biraz muhabbet ettik, düş paylaştık, umut satın aldık, üç kuruşluk zaman aldık. ismarlama sevinçlerin ayakta tuttuğu kentlerde yaşadık. sevdik ama üzdün, kırdın. bu gece sana geldim sadece. aşksız, umutsuz, zamansız geldim. şimdi gitme zamanı. vakit ilerliyor yalan değil, bu sefer giden benim. sırf masum kalsın diye bu rüyayı terkediyorum. biliyorsun başka sebepler de var. giderken susuyorum, sende sessizce git ve istersen artık dönme... göstermelik değil bu cümleler. beni böyle kırmayacaktın, umudu böyle kolay tüketmeyecektin. kutsal bildiklerimi kirletme diye gidiyorum. bu sefer aşkımın yüceliği adına eğilmiyorum, aşkımın yüceliğine dana fazla zarar gelmesin diye gidiyorum. sana dönüşümün yolu yok. ne kırmızı kar yeter, ne de iki cihanın bir olması sebebim olur. dönmem sana! tüm dönüş yollarımı dikenli tellerle örtüyorum. çünkü ben bahanelerle değil, aşkın kudretini cebime koyup gidiyorum. İnan dönmeyeceğim, istersen artık sende dönme... giderken bana aşktan sözetme. sessizce git... hükmetmeden sahip olmaktır aşk ve avuçlarına teslimiyetimde incitmemektir. kapının açılacağını bilsende ne olursa olsun gitmemektir. emek verdim sana, karşılığını acı acı ödettin. aşkı bunca zaman öğretemedim sana, bu saatten sonra da tanımlamaya gerek duymuyorum. suretime bakıyorum da yazık ettin. ben kolay gitmezdim. şimdi giderken umut bile bırakamıyorum. yeterince eksilttin, sabrım bitmez sandın. belki ben seni yanılttım, olduğumdan farklı yazdım sana kendimi ama düşünmemek elde değil. bu kadar üzmeye, kırmaya, incitmeye için nasıl el verdi? bunları konuşacak zamanı geçtik. çok geç oldu ama dönüşüm olmadan gidiyorum. İstersen artık sende dönme... sensizken eksik olsam da ezik değilim. sensiz de ayak izlerim var bu yeryüzünde. sevip, seninleçoğalalım, beraber büyüyelim istedim. İnsanların vitrinlere astığı, sokaklardaki göstermelik aşklardan farklı olalım istedim. İnan bir gülüşüne harcadım ömrümü, bir bakışına verirdim herşeyimi, verdikçe eksilmeyeceğini bilseydim bir de... bir de bilseydim şu viran sebeplerin ardında senin aşkını keşfedeceğimi. artık ummuyorum, gidiyorum. aynı acıları çekmek için hayat çok kısa. yalan değil, gidiyorum. geç kaldım, sende git ve istersen artık dönme... bir büyü olsaydık, inan bozulmazdık. çünkü seni yüreğimle istedim. sadece sevgili dokunuşlarını değil, anne şefkatini, kardeş savunmanı, çocuk sevinçlerini, düşman kızgınlığını, dost sırlarını da istedim. seni sadece sevmedim. özledim ve kutsal saydım. sadece beklemedim, emek ve aşk verdim... dönüşün olmasa da beklerdim. sevgimi değil de beni sevmiş olsaydın, düşler bittikçe yeni düşleryaratırdık. büyük hatalar yaptın. yok artık hiçbir sözlüğümde adının anlamı. senin hatalarınyüzünden gidiyorum, daha büyük bir hata yapıp, sakın dönme... aşk deme bana! hissetmeyenlerin asla bilemeyeceği bir kudrettir. sana öyle şeyler yazdım ki, sen aşkı kimbilir ne sandın! sözcüklerde değildi aşk ama sen anlamadın. bu yüzden bir kez daha gitmek zor olmaz senin için. üç beş hatıra işte, birkaç düş, aklına mıh gibi saplanmış bir isim ve bir telefon numarası. sil hepsini, sil gitsin. sende git, bu yıkık hikaye bitsin. senin için hiç zor olmadı, bu sefer benim için de zor değil. ben gidiyorum, sende git ve istersen dönme... ağaçlar gökyüzüne uzanan dalları ile değil, topraktaki kökleri ile var olur dedim. sen savrulan yaprak olacağım dedin. tutun bana dedim, tutunmadın. dilediğin rüzgara bırak kendini. yeni dağlar keşfet, yeni gelincikler, yeni kardelenler kokla. başka hayatları da darmadağın et, başka düşleri de yık. İstediğin gibi yaşa ve benden uzak dur. senden kalan ve nasıl olup da hala kirletemediğini anlayamadığım birkaç anının hatırına saklayacağım adını gümüş renginde. sakın dönme... eksik kalan herşeyi düşlerinle tamamla ve ardına dönüp bakma. tüm tanımları yarım bırakıyorum ve öyle büyük gidiyorum. yan yana değildik, el ele değildik, artık gönül gönüle de olamayız. zoraki cümlelerin ardında başka sebepler de var biliyorsun. benden esirgediklerin gelsin aklına. adımı anmaya cesaret etme sakın. adım yakar dilini... sen sevmezsin aşk için, sevda için acı çekmeyi. benim adım aşktan geliyor, aşk senin dudaklarına yakışmıyor. senin dudakların bilinenleri söyler, bir de incitir, kırar. aşk senin dudaklarında yetim kalıyor. eksik söyleyeceksen hiç söyleme. adımı anma sakın... taş taş oturacak içine yaptıkların. kurşun kuşun vuracak seni sözlerin. bana en büyük kötülüğü ben yaptım. bu gidişi erteledim bunca zaman. sende en büyük kötülüğü kendine yaptın, beni kaybettin.benimkinin telafisi var, seninkinin yok. göstermelik sevgiler saracak etrafını, sen kızıl bir gecede gerçek aşkı özleyeceksin. karabasanlar üstüne üstüne gelecek, sen hayata tutunmak için bir düş arayacaksın. aklına geleceğim yıllar sonra, yaptıklarından utanacaksın... ortada değilim artık, biliyorum bitti. bir daha da başlamayacak. İstersen hiç hatırlama beni. aklına gelmesin emeğim, aşkım ve seni terkedişim. bu gece sil beni tek kalemde. İstersen unuttuğun için anma adımı. zaten hiç sevmediğini söyle ve sırala tüm arka sokaklarda öğrendiğin küfürleri. bengiderken ağız dolusu, yürek dolusu lanet et. İstediğini yap kendince, yeter ki dönme... dönme derken dilenmiyorum, diliyorum yine! dönersen zindan olur yaşayacağın sefillik. şimdiye kadar hep sevgi gördün benden. sana göstermelik gibi gelen bu kinin şiddetine katlanamazsın. dilenmiyorum, diliyorum! dilerim dönüp temiz kalanları da kirletmezsin.
"dilime dolanmış adınla başlıyorum sonu gelmez satırların en başına.." sana dair harflerim, kalemimden akan mürekkebe bulaştı yine .. silinmez bir daha ak sayfanın silüetinden.. yazdığım her bir satır, keşkelerin dudağıma hapsolduğu buruk bir tebessüm suratıma çarpıyor senden yansıyanlarla.. acıtıyor canımı, sızısı yakıyor genzimi, ağlamaklı oluyor gözlerim,yaşlar inat ediyor yanaklarımdan süzülmek için.. İlk defa pişmanlık duyuyorum oysaki.. ve ilk defa kelimelerimin peşinden kalemimi isteyerek koşturuyorum.. -"belki bir anda, bir virgülde veya ucu açık kalmış cümlemin sonundaki üç noktada seni yakalar umuduyla.." İkimiz için yazılmış senaryoda iki acemi aşığın üstlendiği rolün altında ezildik.. yanlış zamanlarda, yanlış yerlerde repliklerimiz ezberimizi bozdu.. rolümüzü yanlış oynadık.. perde acımasızca kapandı yüzümüze, bir daha açılmamak üzere.. üzerimize yıkılan dekorun altında kaldık.. harap oldu duygular,ezildi umutlar, kırıldı can.. ve can kırıkları batmaya başladı en can alıcı yerlere.. kanıyor.. kanatıyor.. kan ağlıyor... "bir zamanlar canımın attığı "sen",canımı yakıyor artık.." ya yakmalı senin için biriktirdiğim tüm harflerimi.. ya da yazmalı... kalemimle beraber bitene kadar "seni".
---------düşlerim seni taşımaktan yorgun düşmedi-------------------
gözlerine kelimelerim gelmiş, cümlelerim bilmem ki nerelerinde. anlamımı yükler misin ellerinle, kaçtığın ; aslında kaçmadığını söylesen de o korktuğun geleceğe ve zaman küsmüşse söylemiyorsa gideceğim an adını ; tarih, gün her neyse – şu an yoksam- emin ol ki, sende istiyorsan, şimdi benim gözlerim gideceğim zaman. belki güneş çoktan battı, belki yağmurlu havada ıslanmış postacıyla sunuldu sözcüklerim sana. yokluğunda; kucağımda isyanın yetim kalmış çocuğunu günahıyla taşıyorum, isyan edip öldürülen insanlar adına… ağlıyor, yırtıyor, parçalıyorum varlığımı. çığın oluşturduğu ölümsüzlük sesinin, hiç bitmeyecek gibi, günün güneşi doğururken gökyüzüne akmış kırmızısı kan gibi. seni sevmek sevgili; kandan içe damardan dışa, kemik ve kan gibi. kuşatınca karanlık parsın gözlerini, orada bir gece lambasının eşliğinde sevişeceğim seninle. hınca hınç dolu olan gözlerimde ruhunla sevişeceğim. dağda ki ayaza hükmeden ve rüzgara hesap veren gelincik gibi seni istemek. cesaretli aynı zamanda uzun ve iç içe bir işkencedir başlıklarım-a. satır başımdan satır sonuma sevgili. bana yaşam ver- su ver- nefes ver… hepsi hırçın olsun ama ne istediğini bil yoksa birlikteliğimiz affetmez bizi. yazmalıyım seni, yazmam için sen gereklisin. sen bana kendini… senin için güneşi yeniden adlandırmalıyım sevgili…………
bir yaşam, derbeder bir ortam yaşamak bile sorun oldu.. söylemiştim sana aşkımızı aqlatma, hayat deli dolu sırlarla dolu kendim seçtim bu yolu, qünlerim bana zindan oldu. hayat bu acı çile dert dolu aşka olan oldu… ben kiminleyim nerdeyim her şey masal qibi qeldi bana, her şey üstüme qeliyor durmadan adeta… mesken tuttum qecelere eqoist bu yaşam hayat sanki bir oyun başrolde ben… kötü yazılmış senaryom… qeçtim ayna karşısına kendime baktım son defa, qözlerimden yaş yerine kan damladı kalbime doqru yaralı bir adamım böylece qideceqim buralardan… son sözüm aşkına….. öldürdün beni sonunda… olmasanda sen dolu cümleler hepsini sakla, ölüyorum artık sensiz aşkınla.. kalbim asılmış düşlerim yasta, asiyim bu hayata ne kadar küçükmüş dünya dediqim beni soldurmuş delice sewdiqim, masal qibi yıktın duyqularımı, qitmiştin ya ardına bakmadan qittin dönmeyeceksin….
------bil ki! bir ben silemedim yüreğimden seni...
sevmek... dile kolay, kalbe ağır duygu. hatırlıyor musun ansızın çıkıp gelerek nasıl da yüreğime taht kurduğunu. ayrılıklar... hüzünler... gözyaşları... hepsi zalimce birer birer gelip yüreğimin başköşesine oturmuşlardı. hayat, simsiyah bir tüle sarılmış açılmayı bekleyen bir hediye paketi gibi önümde durmaktaydı. hüzün yüklü karabulutların hızla yüreğimi kaplamaya çalıştığı bir zamanda, inatla girdin kararmaya yüz tutmuş dünyama... kilometrelerce uzaktan, bambaşka bir şehrin, değişik havasıyla, taşıyla, toprağıyla... umutlarıyla. şiirleriyle. farklı yaşamı ve sevdalarıyla her şeyden önemlisi sevgi yüklü, sıcacık yüreğiyle geldin. karanlık bir girdabın içinde sürüklenmekteyken, tüm sevginle ve gücünle çekip çıkardın. yaşamı yeniden sevmeme, hayata yeniden bağlanmama sebep oldun. bu yüzden sevdim seni. öyle farklıydın ki, yüzyıllardır kapağının aralanmasını, içindeki gizemin keşfedilmesini bekleyen kara kaplı bir defter gibi görmekteydim seni. ben bu defterin kapağını ilk açtığımda, dokunmakta olduğum simsiyah ve sert yüzünün aksine, bembeyaz sayfalara yumuşacık bir yazıyla yazılmaya çalışılmış kocaman bir ömür gördüm. neler yoktu ki içinde, ayrılıklar, ümitsiz bekleyişler, kederler. mutluluk getiren sevinçler, gözyaşları. yarınlara gülümseyerek bakan sevmeler... daha neler... neler... kara kaplı deftere yazılmış, her bir cümle, yüreğime gemici düğümleri misali açılmamacasına, düğümlüyordu seni. günüm seninle başlıyor, gecem seninle bitiyordu... sesini duyduğum zaman yüzümdeki goncalar gül misali açılıyor, dünyam seninle dönmeye başlıyordu... yolda yürürken, otobüse binerken, yemek yerken, insanlarla konuşurken, kısacası nefes aldığım her an, konuştuğumuz her cümle, anlattığın her hikâye, okuduğun her şiir beyimde yankılanıyordu. ben sensizliği bile seninle yaşıyordum. bu yüzden seviyordum seni. hatırlar mısın? gökyüzünden aynı beyazlığın yeryüzünde iki farklı şehre yağdığı bir kış günü, gece yarısına doğru aramıştın beni... eve gidiyorum, bu soğuk havada sesin içimi ısıtsın istedim demiştin. biz birbirinden kilometrelerce uzakta, iki candık... konuşmaya başladık, konuşma uzadıkça, dışarıda olanca hızıyla yağmakta olan kara aldırmadan, sen park ettiğin arabanın içinde, ayaklarını hissetmekte zorlanana dek, bense soba yanmayan buz gibi bir odada soğuktan parmaklarım buz tutana kadar konuşmuştuk. yaşamın her hali gelip geçmişti telefon tellerinden... hiç kimse, yağan kar altında kulağıma senin gibi şiirler okumadı. hiç kimse bana senin baktığın gibi bakmadı. hiç kimse beni, senin sevdiğin gibi sevmedi. ve hiç kimse ama hiç kimse yüreğinin sıcaklığı bana senin kadar hissettiremedi. İşte, o gecede, ne dışarıda yağan kar, ne de aradaki mesafeler bana şiirler okumana, beni sevdiğini söylemene engel olamamış, o ana kadar hiç kimse beni senin kadar mutlu edememişti. sevdan bana yakıştığı için, sevdam sana yaraştığı için seviyordum seni... sana kavuşmak, seni sevmek kadar yasak ve imkânsızdı. ben sadece olabilme ihtimallerini sevdim. ben kara kaplı bir defterin, bembeyaz sayfalarını sevdim. beyaz sayfalarsa kendisine dokunan her eli. ben sana âşıktım. sense aşk`a. ben seni seviyordum. sense mevsimleri. gelen her mevsimin kendine özgü bir güzelliği vardı, bu yüzden sen, sevemedin sadece beni... sen, baharda açan her bir gül tanesini sever gibi sevdin, yeni gelen her sevgiliyi... baharla her gelen sevgili için, unutup, sildin beni... bil ki! bir ben silemedim yüreğimden seni... çünkü ben seni unutmak İçİn sevmedİm kİ...
uslanmayan bir kalp bıraktın avuçlarıma---- kan damladı gözlerinden yamaçlarıma…. asil değildi yalnızlık oysa bıraktığın kumsalda…. çocuktu ümitlerim , küçükler daha…. bu gece diri diri gömdün parçalarımı toprağa… ağlıya ağlıya tükettim varlığımı…. ve karanlığa karıştı içimdeki katranlar… hesabım var alınacak, varlığından… nasıl şarkılara vurup gittin ardında?? kaç parçaya bölebilirdin bedenimi… kaç gece ölebilirdim grimsi semaların altında …. her son bir başlangıçtı hani…. sök kalbimi bedenimden , istemem geri…. zamansızlıkların zülmüne esir bıraktın ellerimi… ama dur … düşürme başını öyle … ben sana hiç kızmadım ki?? kabullenmedim yalnızca böylesini…. varsın kıyılarıma vursun izlerin …. gelgitlerin en koyusuna salsan da benliğimi, duymasın hiç kimse sensizliğimin sessizliğimi…. hayat yok saysın artık gözlerimdeki maviliği… yazardım senin sayfana da sesli harflerimi…. İstemedin hiç , istemedin ki kalemimi….. siyah beyaz artık hayallerim düşen hecenden …. bir umutsuzluğa öldürdüm gözlerimi…. yine gece ve yine sensizlik işte sarkan saçaklardan …. değimliydi oysa her şey seni sevmek gibi…. dipsiz bir bekleyiş işte sunduğun romanın yapraklarından …. zillesini aldım kendime ödünç değil, bir hayat daha sunsalar bana , yine beklerdim gölgeliklerini… karantina altı alındı ümitlerim… götür beni bu mevsim sonbahardan…… yabancı... bitti işte , yok bundan sonrası.... şimdi ne olucak bize yabancı.....