|
Kapanır mı eski yara?

Yürüyorken kalbimin sarp yokuşlarında her zamanki umarsızlığımla, kapatmıştım kapılarımı sım sıkı aşka… Belki de sadece benim bildiğim bir vazgeçiş haliydi bu… Aşk çok uzak bir şehir bilinen ama gidilmeyendi benim için. Haziran’dı, geceydi, hüzünlüydüm sebepsiz yere, nasıl iyi geldi sesin, nasıl doldun ciğerlerime, nefes almayı unutmuş gönlümün bam teline nasılda dokundun sessizce… Anlamsızca süzdüğüm odamın tavanında raks ederken nameler, ben bir başka vuruldum sanki tam da can evimden çektiğin bir uzun soluklu Ahhhh’la o gece!
Siperler kazıyordum hiç durmadan
Saklayabilmek için içimdeki seni.
Bilmiyordun titreyen namelerle
Kalbime atıp da gittiğin çizikleri.
Sen sızıyordun oysa sesinle
Değdiğin her milimetrik çatlaktan içeri.
Evet siperler kazıyordum, çünkü korkuyordum oyalamaktan kendimi, yaralamaktan, 18 yaş saflığını tekrar hortlatmaktan belki. Sen sızıyordun ama yine sesinle değdiğin her milimetrik çatlaktan içeri, bu sızışı seviyordum… Aldanışımı seviyordum, seni sevmeyi seviyordum… Sen gecenin içinden geçerken, içinden gece geçen ben olmayı seviyordum…
Fallar tutuyordum sonra kahrına umudun
Kahrına umudun,
Dillenir mi bir gün ismim dudaklarında?
Bir yakaza hali, lâ-mekân
Gelip dikilsem başucunda.
Tanır mıydı yüreğin yüreğimi
Görür müydü gözlerin beni?
O gözler ki rengini içine kaybolan bilir ancak
Bakmadın ki yüzüme bir kere olsun.
Resimlerinde bile gözlerin kapalı
Benimse içim yaralı,
Kalbimse
Kalbimse gözlerinin sesine çakılı
Sızlatıyor aksi gönlümün ince zarını.
Mutluluklarımın süreğen olmadığını bildiğim halde, yorgunluğunu dinginleyen varlığım olsun istedim gönlünün kıyısında, sabahı olmak istedim ak tüllerle bezenmiş nice zifiri akşamın senin göz pınarında. Kahrına bir umudun son can havliyle atılıp geldiğim gün yollarına, sen karanlığa gömülmüş yanımı yıkadın baştan aşağı dayanılmaz varlığınla…
Her Ah çekişinde çatırdıyor derinlerde bir şey içimde,
Uzanıp toplamak istiyorum cam kırıklarını
Dermansız kollarım düşüveriyor iki yanıma boşlukta.
Anlayamıyorum seni sana bırakanları,
Anlayamıyorum içinden geçerken seni bu denli acıtanları
Ama sen Aşk acıtır demiştin.
Aşk böyle bir şey işte deler geçer adamı
Yoluğunda da sevebilmek var ya bir insanı
Aşk böle bir şey işte demiştin.
Evet yokluğunda vurgundum ben sana, bir naznâme işliyorken nakşını kalbime, bir gazel dinliyordum gecelerden örtülü. Ve sen sadece sen, gecenin gazelinde beytü’l gazel oluyordun, yürek burkan kasidelerde beytü’l kaside… “Yaslı bağrında Camdan bir kalp var, geçmez ki bu kırıklar!” “Bırak acılarını içime alayım”… Aşk böyle bir şeydi… Acıtıyordu işte insanı…
Daha cesurdum sana görünmeden kendi dünyamda, daha hoyrat… Mümkün kılınca aşk seni bana, sığınınca kuytularına, karşı koyamadığım için belki de sana, korkuyordum... Daha önce korkmadığım kadar korkuyordum, korkuyla ümit arasında ruhumun kalbime med-cezirlerini izliyordum oturmuş gönlümün kıyılarında…
Pişmanlıkların fayda verdiği bir mevsim var mı söyle,
Yoksa ebemkuşağının altından mı geçmeli?
Sana bir an olsun görünebilmek için bir gün söyle,
Hangi şulenin renginde entari biçmeli?
Sersemliyordum seninle yaptığımız her konuşmada sonra. Tükenmiş düşüyordum telefonu kapatınca. Uyku gözüme haram, sen kalbime selam duruyordun, seni kovup uykuya dalmak istiyordum. Ama zor olan uyumak değil uyandıktan sonra geçirdiğin her an… Koyuverebilsem diyordum bir gün kendimi keşke konuşmanın en sıradan yerinde… Sendin ses tellerimde cıvıldayan, yavaş yavaş yayılıyordun gün be gün daha da derinlerime… Acemi terzi şansı mıydı acaba bu benimki, neye bürünsem de görünsem diye dilediğim bir dar vakitte, hangi şule getirdi sesini odamın içine? Hangi saf niyet vücut buldu senin yüreğinde? Şükrü vacip bir aşkla dolmuşdun artık bütün gecelerime… Umuda, aşka, kuşağa ve sana tüm yüreğimle…
Sen şimdi düşlerimden bile güzel bir sevgiyle dikiliyordun her an gözlerimin önünde… Hayatı her gün biraz daha fazla algılamama neden olan varlığın, gün yüzüne çıkarıyordu tüm sevecenliklerimi… Yıllardır dağın ortasında yaşamış deniz hakkında hiçbir fikri olmayan birinin; uçsuz bucaksız okyanusu gördüğünde, duyduğu hasreti duyuyordum… Ve o kadar umutluydum ki her dalışımda çıkardığım bir avuç senle binlerce ben oluyordum…
“Güneşi baharlardan koparıp, aşkı en olunmazlardan koparıp bir toz bulutu gibi savurmak” istiyordum yüreğine. Sözcüklere kelepçeler vurup yüreğime hapsetmek yerine, dile gelip haykırmalarına izin vermek seninle… “Sen İstanbul’dun martıları konan omuzlarıma…” Sen İstanbul’dun gecenin zifiri karanlığından süzülüp gelen ışık… Sen İstanbul’dun sesini batıran yalnızlığıma…Seviyordum seni, sana yetecek kadar sevgim vardı, sana yetecek ve seni yutacak kadar… Sen benim vazgeçilmezim olmaz mıydın canım, sen benim hayata attığım kement ve kalbime lehimlediğim plaka… “Tabula rasa”…
Oradan işte şimdi tamda bulunduğun mekândan uzat parmaklarını, kaldır mesafeleri aradan… Yılları sıfırlayalım seninle, başlatalım ve bitirelim. Çünkü mesafesiz, çünkü zamansız, çünkü mekânsız, çünkü olmazsız bir aşkla seviyorum seni… Seni sevmenin dünyayı sevmek, seni görmenin dünyayı görmek olduğunu biliyorum. Olmadığın, sesinin çıkmadığı her an gecemden koparılmış bir parça sanki… Konuşamıyorum…
Halimden anlarsın sen sanıyordum, sana açık duvarımdan nasıl gelip sızdıysan içeri, bende sana sızmak istiyordum, sadece sana, senin bildiğin vahalarına… Sevmek akıllı işi değil bunu daha iyi anlıyorum… Ya hep susacaksın ya da hep konuşacaksın… İkisini de yapamadığım anlarım oluyordu senin yanında… Bir “an” da dört mevsimi yaşamaya çalışan bir kalp tutuyordum çünkü avuçlarımda… Ama sen benim halimden anlarsın sanıyordum…
Gönlüme kurduğun tahtı eline geçirdiğini farkında mısın? Olmazların ağır bastığı hayatımda beni can evimden vuran gözlerinin gönül sarayımı kuşattığını farkında mısın? Teslimiyetimin boyutunu, ömrümün son sevdasına tutturmak istediğim yüreği, gözlerimle, saçlarımla, tenimle sana gelmek istediğimi farkında mısın? Taze bir haber, kutlu bir muştu, aydınlık, karanlık, şimşek, yıldırım, en çok ta sessizliğimle kavgama var mısın? Gür umutlarla yürüdüğümü, sevda bahçesinde sana tutsak bir çiçek olmaklığımı farkında mısın? Sevmek asil bir liman olmak ister. Sevda gemisini saklamak ve fırtınalara karşı korumak için… Limanın olmaya durduğumu farkında mısın?
“Hiç farkına varmadın”
Ahh!..
Başıboş yollarda yürürken her zamanki umarsızlığımla
Çığ gibi düşmüştü o buğulu sesin bir Haziran akşamı
Gecemin kör karanlığına…
Dirildi bezgin ruhum.
Aşkı getirdiler, hüznü bıraktılar içime,
Lâyezâl bir sevdaya saldılar beni…
|
 |